Erzincan /Mercan Surbahan ve çevre köyleri bir zamanlar Ermeni yerleşim bölgeleriydi. Dersimli Alevilerin buralara 19. Yüzyılın sonlarından itibaren adım adım yerleştirildikleri bilinmektedir.

Bu bölge köyleri Ovacık yöresinden göç etmiş ve bu göçler 1930’lara kadar devam etmiştir. Erzincan’a bağlı Surbahan köyü 200 yıl evvel Dersim / Pulur (Ovacık)’dan sürgün edilen Alevilerin yerleştirildiği bir köydür. Osmanlı Devleti haritalarında Erzincan’ın, Erzurum’un, Elazığ’ın, Sivas’ın ve Bingöl’ün ve hatta Muş’un bazı ilçeleri DERSİM eyaletine bağlıydı. 1935 yılında M.Kemal Atatürk’ün imzasıyla ‘’Tunceli Vilayeti Hakkında Kanun’la birlikte idari sınırlar çizilerek bu günkü şeklini almıştır. Katliama maruz kalan köyler ( Mollaköy, Surbahan, Kismikor, Balıbey, Mağaçur ve Girlevik) bu sınırlar içerisinde kalmaktadır.

Surbahan’a yerleşen Dersimliler, Ovacık yöresinden Dem ve Asur olarak adlandırılan iki kardeş aşirete mensupturlar. Dem ve Asur, Batı Dersimli Şeyh Hasan birliğine dâhildirler. Bu ailelerin rayberleri Seyit Rıza’nın bağlı olduğu Abbasan ailesinden olup, pirleri Hozat merkezli Derviş Cemallerdi. Dem- Asurlar 19. Yüzyılın sonundan itibaren merkezleri Ovacık’a bağlı Yukarı Tornova bölgesinden ilk önce Mercan vadisine, buradan da aşamalı olarak göç edip Munzur Dağları’nın Erzincan tarafındaki köylere yerleşmişlerdir.

Erzincan’da, 19.yüzyılın sonlarına doğru nüfusun %25’ini Ermeniler oluşturuyordu.(16)

6 Ağustos 1938 Zıni Gediğin’de 200 Alevi katliama uğradı. Katliamdan şans eseri kurtulan bazı aileler son anda sürgünden muaf tutulur. Toplam 5 Hane sürgünden ve katliamdan kurtulabilmiştir.

Bölgede katliamdan kurtulan, sürgün edilen aileler ayrıca köylerini de boşaltmak zorunda bırakılmıştır. Balıkesir ve Edirne başta olmak üzere hiç bilmedikleri, tanımadıkları batı illerine 10 yıl geri dönmemek şartı ile sürgüne gönderildiler.

Soykırım öncesi ‘’37 senesinde devlet köylere jandarma gönderip elbise dağıttılar. Jandarmalar gençlerin sünnetli olup olmadıklarına bakarlardı. Yani gâvur mu, Ermeni mi? Diye. Köyde hiç sünnetçi olmadığı içinde Surbahan’lıların sünnet umurunda değildi. Jandarmanın kontrolünden sonra bir moda çıktı, çocukları sünnet yapmaya başladılar. 15 yaşındaki adamları bile sünnet ettiler. (1)

1937- 38 Dersim Soykırımı bilinir de genelde Batı Dersim sınırları içerisinde yer alan Zıni Gediği katliamı son 6-7 yıldır kamuoyunda bilinmeye başladı. Bunun en büyük nedeni Uzun yıllar boyunca Zini Gediği bölgesine gidilmesi devlet tarafından yasaklanmasıdır. Bu baskıların sonucunda geride kalanlar da yakınlarının kemiklerine sahip çıkamadı, yaslarını bile gizlice tuttular.

Kemalist cumhuriyet; katliamlar, köy boşaltmalarının ardından, 1938- 47 Sürgün yılları başlar.  Zorunlu 10 yıllık sürgün bittikten sonra 1960- 1961 yıllarında iki hak arama girişimi olmuştur. Birinci girişim; sürgün bölgelerinde bazı yerel memurların ‘’dilekçe verin’ ’önerileri ile karşılaşmaları sonucu bazıları Korktular, veremediler. Verenler de sonuç alamadılar. Babaları Zıni Gediği’nde öldürülmüş 3 Kılıçkaya’lı kuruma dilekçe verdiler (1960-61). Babalarının haksız yere öldürüldüğüne dair soruşturma istediler. Dosya Erzincan’a gitti. ‘’Böyle bir hadise yoktur’’ cevabı geldi.

2 Ocak 1936 tarihinde ‘’Tunceli Vilayetinin idaresi Hakkında Kanun’’ adı altında yürürlüğe girdi; Bölge, ( Dersim adı yerine )Tunceli olarak değiştirildi. 1937 yılında yapılan askeri operasyonlara sadece dört aşiret hükümete karşı koydu. Kısa sürede bu aşiretlerin ileri gelenlerinden bazıları öldürüldü. Seyit Rıza dâhil bir bölümü de yakalandı. Dersim isyanının sorumlusu olarak gösterilen Seyit Rıza ve Altı arkadaşı 17 Kasım’da Elazığ’da idam edildiler.

1937- 38 yılları öncesi Dersim’e yönelik iki küçük çaplı askeri harekât yapılmıştır. İlki Kemalist cumhuriyetin ilk yıllarında 1927 yılında Qozu aşireti ( Koç Uşağı) üzerine, İkincisi 1930 yılında Pülümür bölgesinde isyancı olarak tespit edilen bir takım aşiretlere karşı gerçekleştirilmiştir.

2011 Eylül’ünde Zıni Gediği’nde öldürülenlerin yakınları avukatları aracılığı ile Erzincan savcılığına dilekçe verdiler. Bölgenin incelenmesini ve bir mezar olup olmadığının araştırılmasını, var ise naaşlar üzerinde DNA tetkiki yapılarak ailelere teslimini’ ’istediler. Savcılık inceleme için Zını Gediği’ne gitmedi. 28 Eylül 2011’de takipsizlik kararı verdi. Ve: ‘’öyle bir şey olmadı, olduysa bile suç değildi, suç olsa bile zaman aşımına uğradı. ’’

2011 Ekim ayında Dönemin CHP Tunceli milletvekili Hüseyin Aygün, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na Zıni Gediği Katliamı ile ilgili teklif verdi:

Zıni Gediği’nde Temel Haklar ve Hürriyetler konusunda ‘’Yaşama Hakkı ‘’ihlal edilmiştir.

2011 Kasım’ında Av. S. Demirbilek, ‘’Dersim katliamının Erzincan ayağı olan Zıni Gediği katliamı ile ilgili Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi’ne yaptığı itiraz reddedildi. Hukuki süreç Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru ile devam edilecektir.’’ Dedi.

Aralık 2011’de Dönemin Başbakan yardımcısı B.Arınç; Arşivlerindeki fotoğraflardan oluşan bir dosya sunan Yaşar Kaya, ‘’Erzincan’ın köylerinden 100 kişi toplanıp bir dağın tepesinde öldürülüyor. Halen o kemikler orada açıkta duruyor. Biz savcılığa başvurduk bu kemiklere DNA testi yapılması için. Ama savcılık maalesef reddetti, ’dedi.

Avrupa Alevi Dernekleri Federasyonu ve ADDF, ‘’ Dersim Halkının istek ve taleplerine Kulak verin’’ başlıklı 9 maddelik talepler listesi açıkladılar. 7 numaralı madde Zıni Gediği’ne dair idi.

7. Maddeye göre: Tunceli ile Erzincan sınırındaki Zıni Gediği’nde, 6 Ağustos 1938’de, hukuksuz bir biçimde kurşuna dizilerek katledilen Alevi köylülerinin 81 senedir hala ortalıktadır. İçişleri ve Savunma Bakanlıkları müşterek olarak, bu kemiklerin bir DNA testini, yaptırarak, mağdur yakınlarına bildirmelidir.

Av.C. Söylemez, 21 Aralık 2011’de ’’ Dersim’de ölenlerin gömüldüğü toplu mezarların açılması’ ’istemiyle TBMM Dilekçe Komisyonu’na başvurdu. Komisyon dilekçeyi işleme koydu. ( 27 Aralık)

2012 Ocak- Şubat aylarında Dersim 38 mağdurları, TBMM Dilekçe Komisyonu Başkanlığı’na başvuru dilekçeleri gönderdiler. Dilekçelerine aşağıdaki notu düştüler: ‘’Başvuruya konu olay: Ağustos 1938 Erzincan Zıni Gediği Katliamı.’’

2012 Nisan’da Zıni Gediği avukatlarından Av. C. Söylemez, dilekçelerine Erzincan Savcılığı’nın vermiş olduğu takipsizlik kararı üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuruda bulunacaklarını söyledi.

2012 yılından beri her 8 Ağustos’ da Kılıçkaya köyünde Zıni Gediği katliam mağdurlarını anma toplantısı yapılmaktadır. Her yıl 8 Ağustos’taZıni Gediği2nde katledilenlerin ilk toplatıldıkları yere ‘’Masum-u Paklar’’ anıtı yapmak ve kemiklerin bulunduğu yere, köy mezarlığı, ya da yakınların istediği bir yere anıt mezar yapmak. Katliama götürülmeden önce insanların ilk toplandıkları ahırdan bozma karakol yerini de müzeye dönüştürmek. Katliama mağdur kalanlar bir inisiyatif oluşturdu. İnisiyatif Katliamın gerçekleştiği Zıni Gediği’nde bir anıt yaptı. Valilik anıta izin vermedi. Bunun üzerine Mağdur yakınları el ele vererek, çevreden topladıkları taşları tek tek yığarak- Dersim dağlarının tepelerinde ‘’ziyaret’’ adı verilen mekânlarda olduğu gibi- dairesel bir taş duvar ördüler.

Geride kalanlar; atalarının Surbahan, Mağaçur, Kismikor, Balıbey, Mollaköy ve Girlevik’ten birbirlerine iplerle bağlanarak başlayan ve 3200 metre yükseklikte ıssız bir dağ başından Ovacık’a bakan ZiniGediği’nde sonlanan yolculuklarının hesabını sormak ve onları anmak üzere karar verirler.

2015 seçimlerinde Erzincan HDP milletvekili adayı olan Erol Ağdaş ( Surbahanlıdır).

Zıni Gediği Katliamı yaşayanların torunlarının en büyük istekleri mağdurların DNA tetkiki yapılıp ailelerine teslim edilip bir mezar yerleri olmasıdır. Geçmişin yaralarını sarmak, geçmişle yüzleşmekten geçer. Bu günkü iktidar, geçmişin yaralarını sarmak için Kemalist Cumhuriyetin işlediği bu büyük insanlık suçunu bir an evvel kabul edip demokrasinin gereğini yapması gerekir.

ZEYNEP TOZDUMAN

 

Kaynakçalar;

16- MesrobK.Krikorian, Armenians in the Service of theOttomanEmpire, 1860- 1908, Londra, 1977,s.4)

1-(MaŞekerdoKardaş, ‘’Dersim 38’’ TANIKLIKLARI Shf.192 İlhami Algör)

Yazarlar

Erzincan /Mercan Surbahan ve çevre köyleri bir zamanlar Ermeni yerleşim bölgeleriydi. Dersimli
Süryani halkının yangınlarına değilse de yüreklerine su serpemediğimiz için utanıyorum.
Günümüzde Aleviler dahil olmak üzere Batını Dinlerce sayılan/kullanılan ne kadar kavram va
Egemenler her dönem kendi egemenliklerini destekleyen, egemenliklerinin ideolojik kılıfı olara
Raa Haqi/Riya Heqi ya da Hakikat Yolu’nun Takipçileri, yani Kürt-Kızılbaş Aleviler, yani De
"Gurbet içinde gurbeti kanıksatmak isterler bize.. Kanıksamayız, istemeyiz ve dert olmaya, diz
 Giresunlu Topal Osman Ağa'nın yeğeni olduğunu söyleyen "Şair-Yazar" Mehmet Şakir SARIBAYR
Bu yıl başlarında çalışmalarını başlattığımız 4K Kollektifi ve www.4k-haber.com proje
‘4K’, devlet sisteminin hedefi olan ve en az diğer ‘K’ lar kadar ezilen, yok sayılan, ö

Sponsorlar

Design by JoomlaSaver
Cookies make it easier for us to provide you with our services. With the usage of our services you permit us to use cookies.
Ok