Egemenler her dönem kendi egemenliklerini destekleyen, egemenliklerinin ideolojik kılıfı olarak, bir dil, kavram ve jargon üretmiş ve geliştirmişlerdir.



Bu anlamda Suriye halklarına yönelik olarak DAİŞ vasıtasıyla başlatılan savaş, „Suriye savaşı” olarak adlandırılmıştır. Aslında bu tanım da başından beri eksik ve yetersizdi. Çünkü söz konusu savaşın devam ettiği coğrafyanın büyük bir kısmı Kürdistan’dı ve Kürtler savaşın en önemli hedefleriydiler. Buna rağmen, sürdürülen savaşa, doğru olmasa bile, kolay anlaşılması açısında, Suriye savaşı denmesine çok itiraz olmadı. Ancak DAİŞ’in, Kürt askeri güçlerinin de büyük katkısıyla, yenilmesinden beri savaşın karekteri değişmiş bulunmaktadır.

Durumun anlaşılması için konuyu açmaya çalışalım. Bir savaşın karekterini belirleyen nedir? Savaşan tarafların politik hesapları ve buna uygun şekillenen politik/pratik pozisyonlarıdır.

Buna göre söz konusu savaşta, bundan önce kimler kimlerle savaşmaktaydı, şu anda kimler kimlerle savaşmaktadır, ona bakalım. Başlangıçta bir yanda Suriye devleti ve halkları, diğer yanda DAİŞ ve onun destekçisi olan Türk devleti vardı. ABD, Rusya, İran ve diğer devletler ise kendi beklenti ve ihtiyaçlarına uygun olarak savaşı şekillendirmeye çalışıyorlardı.

Ancak yukarıdan da belirtildiği gibi savaşın vurucu gücü olan DAİŞ’in etkili bir güç olmaktan çıkartılmasından sonra bu savaşın gidişatı da, içeriği de, tarafları da farklılaşmıştır. Tek tek ilgili devletlere bakıldığında, halkların düşmanı ve emperyalist olmalarına rağmen, öznel olarak, Rusya’nın Suriye’ye karşı bu savaşı sürdürmek istediğini söylemek doğru olmaz. ABD’nin, Suriye ile dost olmamasına rağmen, Suriye devletine karşı bu savaşın devamını istediğini ileri sürmek çok gerçekçi değildir. Avrupa ülkelerinin de Suriye devletine karşı bu savaşın sürmesini istediğini söylemek için makul bir neden yoktur. Bölgenin asli gücü olan Kürtlerin bu savaşın sorumlusu olmadığı da ortadadır.

O halde, DAİŞ’in ve diğer çetelerin önemli oranda etkisizleştirildiği, kalan çete artıklarının da kısa sürede etkisizleştirilmesinin çok mümkün olduğu bu savaş neden devam ettirilmekte ve en önemlisi kim, kime karaşı savaşmaktadır? Ya da bu savaşta Suriye devletine karşı kim savaşmaktadır? Şöyle bir durum ortaya çıkmaktadır, görünüşte, Suriye devletine karşı sürdürülen bir savaş var ama bu savaşı kimin sürdürdüğü somut ve net değil. Suriye de kim, hangi güç ve gerçekten kime karşı bir savaş sürüdürmektedir? Bu sorunun cevabı konunun anlaşılmasını sağlayacaktır.

Bu savaşı, Türk devletinin desteklediği DAİŞ, Suriye ve bölge halklarına karşı başlatmıştı. Ama şimdi DAİŞ yenildi ve belirleyici bir konumda değil. Bu durum Türk devletinin doğrudan sürece dahil olmasına yol açtı ve şimdi savaşı sürdüren Türk devletidir. Peki, Türk devletinin Suriye devletiyle ne alıp vermediği var? Ya da Türk devleti neden Suriye ile savaşıyor? Tam burada asıl gerçek açığa çıkmaktadır. Her ne kadar Türk devletinin desteğiyle DAİŞ’in başlattığı bu savaş, DAİŞ’in yenilmesinden sonra, Türk devletinin Kürtlere karşı sürdürdüğü bir savaşa dönüşmüştür. Artık DAİŞ aracılığıyla bölge halklarına karşı sürdürülen bir savaş yok, Türk devletinin Kürtlere karşı sürdürdüğü bir savaş yaşanmaktadır. Esas mesele budur. Mevcut savaşın sürdüreni ve temel tarafı, Türk devletidir, hedefinde ise esas olarak Kürtler bulunmaktadır.

Gerçeğin böyle olduğunu başka bir biçimde test ederek görebiliriz. Varsayalım ki Suriye de savaş bitti, ama Kobanê üzerinde Kürtlerin siyasal statüsü devam etmektedir. Bu durumda Türk devleti ve Erdoğan, Suriye’ye/Kürtlere saldırmaya ve savaşa devam edecektir.

Türk devletinin Kürtlere karşı sürdürdüğü savaş olmasa, Suriye devleti, ülkesini çetelerden temizleyebilir. Böyle bir temizlik hareketine bölgede etkisi ve ilgisi olan diğer devletlerin de herhangi bir itirazları olmayacaktır.

Bunu engelleyen Türk devletidir. Türk devleti, bölgede sürekli savaş halini canlı tutarak Kürtlere saldırmanın olanaklarını işlevsel kılmaya çalışmaktadır.

Çünkü Türk devleti geleceğini, Kürtlerin, Kürdistan’ın herhangi bir bölümünde siyasal bir statü elde etmelerini önlemeye bağlamış bulunmaktadır.

Bu gerçeklerden bakıldığında, şu an bölgede süren savaşın, Türk devletinin Kürtlere karşı sürdürdüğü bir savaş olduğunu söylemek, bunu tespit etmek gerekli ve önemlidir. Savaşın karekterinin değişmesi, başta Kürtler ve Aleviler olmak üzere bütün bölge ve dünya halklarına daha özgün sorumluluklar yüklemektedir.

Erdoğan’ın/Türk devletinin, Kürtlerin direnişini kırması halinde en başta Güney Kürdistan’ın, Irak ve Suriye’nin geleceği güvende olmayacaktır. Yine başta Avrupa halkları olmak üzere bütün dünya halklarına yönelik DAİŞ ve türevleri aracılığıyla bir dizi saldırının yapılacaktır. Ayrıca böyle bir savaş kısa süreli olmayacak, kanlı bir boğazlaşmaya dönüşerek uzun sürecektir.

Dolayısıyla mevcut durumda süren savaşı, sadece Kürtler değil, tüm halkların aktif karşı duruşu önlenebilecektir. Özellikle Türkiye ve bölge halklarının ve Alevilerin Kürt halkıyla birlikte, hiçbir tereddüte girmeden bu savaşa karşı tutum alması, hayati ve zorunludur.

Aziz TUNÇ

Yazarlar

Erzincan /Mercan Surbahan ve çevre köyleri bir zamanlar Ermeni yerleşim bölgeleriydi. Dersimli
Süryani halkının yangınlarına değilse de yüreklerine su serpemediğimiz için utanıyorum.
Günümüzde Aleviler dahil olmak üzere Batını Dinlerce sayılan/kullanılan ne kadar kavram va
Egemenler her dönem kendi egemenliklerini destekleyen, egemenliklerinin ideolojik kılıfı olara
Raa Haqi/Riya Heqi ya da Hakikat Yolu’nun Takipçileri, yani Kürt-Kızılbaş Aleviler, yani De
"Gurbet içinde gurbeti kanıksatmak isterler bize.. Kanıksamayız, istemeyiz ve dert olmaya, diz
 Giresunlu Topal Osman Ağa'nın yeğeni olduğunu söyleyen "Şair-Yazar" Mehmet Şakir SARIBAYR
Bu yıl başlarında çalışmalarını başlattığımız 4K Kollektifi ve www.4k-haber.com proje
‘4K’, devlet sisteminin hedefi olan ve en az diğer ‘K’ lar kadar ezilen, yok sayılan, ö

Sponsorlar

Design by JoomlaSaver
Cookies make it easier for us to provide you with our services. With the usage of our services you permit us to use cookies.
Ok