Bir kelebeğe ömür armağan edenleri,
İkrarına bend olan serden geçtilerimizi,
Kefensiz / mezarsız yatanlarımız unutuldu !
Zira hatırlamanın ağırlığı can yakar.
İlk çağ öncesi köpeklerden, kurtlardan ve leş kargalarından arta kalan ömürleri yaşıyoruz. Can verirken feryatları göklere ulaşan masum u paklar,
Affetmeyecek harama kaşık çalan, bu devrin insanlarını.
Aslına, nesline inkar gelip küfre bulaşanların avcunda ateş su olsun...

Doğa ve Evren birlikteliğinde her var oluş birbirini doğurur, her doğum bir başka birikimin ürünüdür !
Doğum ve bilme halinin ardından toplumsallaşan insan yaşadığı dünya’yı bilmekle / öğrenmekle yetinmedi. Bilme halinin getirdiği ihtiyaçlar üzerine; Ortaklık Toplumu yani tarihin bilinen en kadim toplumsal örgütlenme ikili bir sistemini inşaa etti ! Ortaklık Toplumu ikili bir sistemle inşa edilirken; Her iki sistemin devamlılığının sağlanması , korunup kollanmasını esas alan, yolu / toplumsal yapıyı inşaa eden yolun Rehberleri ( kılavuz ) bu topluma ait olan ve toplumun dışında kalanlar olarak iki ayrı belirleme yapmıştır. Topluma ait olanlara; İçerdeki = içeri, toplumun dışında olanlara ise ; dışarıdaki = dışarı demişlerdir. Toplumsal yapılanma içeridekiler ve dışarıdakilere göre oluşmuştur. Toplumsallaşmayla birlikte gelişen, kabul ve red ölçülerini içererek, yaşam biçimini şekillendiren Kültür aynı zamanda toplumsal reflexsi doğuran denetim mekanizmasıdır. Kimi davranış ve yaşam biçimlerini kabul edip bünyesinde barındırırken, kimilerini de kati bir dille reddeder. İnsan ilişkileri ve toplumsal bütünlüğü düzenleyen normları, tarihsel / kültürel mirası yeni nesle aktararak korumaya çalışır. Bu yönlü tarihsel deneyimlerle oluşan kurallar bütünü vardır, toplumun tümü tarafından kabul gören ödül ve ceza mekanizmalarıyla kurallar bütününü uygular. Yol Erenleri sözünü ettiğimiz kurallar bütününe ‘erkan’ demişler.

Toplum sosyal bir sistemdir,sosyal sistem; birbirleri ile ilişkileri karşılıklı olarak yönlendirilmiş olan yani kültürel olarak yapılanmış ve paylaşılmış bir beklentiler sistemiyle tanımlanan, çok sayıda bireyin varlığı ile oluşan bir sistemdir. Bireylerin ahlaki bütünlük çerçevesinde karşılıklı uzlaşması ( rızalaşması) ile kimi kurallara uymak üzerine şekillenen doğal bir antlaşmadır. Başlangıçta birey / tek olan insan doğal / yaşamsal çıkarlar için topluma dahil oldu. Toplum, dahil olan her bireyi şiddet ve açlıktan korumaya endexsli iken üretim ve yerleşik yaşama geçişle birlikte modern çağ filozoflarının tanımladığı biçimi almış ‘sosyal sözleşme / toplumsal sözleşme ‘ ye dönüşmüştür. Alevi Toplumsallığını Sosyal / Toplumsal sözleşme ekseninde ele alırsak; Alevilik Toplumsal hukunu geliştirirken mülk ve iktidar/ hükümranlık dünyasının dolayısıyla da tekçi na haq aklın oluşturduğu kutsallıkların zıddı olarak Ortaklığın ve Hakkın ( Rıza Makamı) Toplumu olarak kendini ifade etmiştir. Öte Dünyalığı reddederken bireyin değil toplumun ortak çıkarlarını esas alır. Dünya Ana’nın doğurduklarının tümünü ihtiyaçlarına göre rızıklandırdığını ve bilcümle varlığın ihtiyacına göre yaşaması gerektiğini ifade eder. Yaşam içerisinde karşılaştığı her hangi bir olayı şöyle yada böyle inandığı / inanmadığı için değil de olayların öyle yaşadığı için gerçekleştiğine inanır. Rızalık / Ortaklık Toplumu benim mülküm, kariyerim,gücüm’den ziyade ortaklık der. Hükümranlık / iktidar değil toplumsal ve bireysel rızalık der. Dolayısıyla da Rızalık Toplumunda ‘ tek ve tekel olarak hükmetmek / iktidar ‘ olmadığı gibi kesin bir dil ile red edilmiştir !


Aşk’ ı Sadıkların nefeslerinde sıkça dile getirdiği ; ne öte dünya ile nede dünyanın cenneti veya cehennemi ile ilgili olmama hali üzerinden inşaa edilen yapı insanlık nehrindeki, eşitlik ve özgürlük damarı olarak kendisini bugüne değin taşımıştır. Yaşamını ‘ Rızalık ve Razılık’ ekseninde oluşturan bu yolağın yolcuları zaman içerisinde nefs deryasına kapılarak; kadim ortaklıktan kopmaya başladı, tekçi na haq zihniyet nefs deryasında güçlendikçe Rızalık Toplumunun çocukları öte dünyalılaşmaya başladı. Günümüzde gerek kurumsal yapılaşmalarımızda, gerekse toplumsal yapımızda bu durumun sıkıntılarını yaşıyoruz. Her yeni günde toplumumuzu ilgilendiren / kaygılandıran olaylarla karşılaşırken, ne yazık ki ‘bizden geçinenler bizi taşlar’ olmuş ! Binlerce yıldan bugüne iktidar dışı kalma özelliklerini koruyan hakikat inancı derya toplumudur. Derya toplumu bir’in içerisindeki çokluktur, biebirini var eden çokluk ! Ne damla olmadan derya, ne de derya olmadan damla olmayacağı gibi; deryadan kopan damla da yok olur. Pir / talib = Ocax ilişkisinin, ikrar bağının tar u mar edildiği günümüzde yaşanılanları bu şekilde de izah edebiliriz. Reyberlerimiz toplumsal yapımızı oluştururken / kurumsallaştırırken; ‘Yol, Erkan ve Meydan ‘ üçlemesi üzerinden toplumun parçası olan ve yol insanı olarak tanımlanan bireyler için önemini tüm detaylarıyla izah etmiş. İşin yani toplumsal / sosyal sözleşmenin işleyiş detaylarını ‘ içeri ‘ tarafını ‘ sır içerisinde sır ‘ diyerek yolun hizmetlileri / koruyucu ve denetleyicilerine yani ‘ Pir’lere aktararak, topluma / yolun yolaklarına aktarmaları görevini bırakmışlardır.

Toplum, sosyal sistem olarak kendi bünyesinde farklı sistemleri barındırır ve üyelerinin ihtiyacına göre iç dinamikleriyle örgütlenerek kurumsallaşır. Alevi Toplumsallığı kurumsallaşırken iktidarı öteleyen/ tümüyle iktidar dışı bir mekanizmayı esas almıştır. Bu kurumsalaşmaya göre Ocak ekseninde bir araya gelen topluluğun denetim mekanizması Pir/ Talib ilişkisi ekseninde inşaa edilmiştir. İkrar bütünlüğü Ocax’a / Topluma ait olmanın temel taşıdır, topluma aidiyetin mührü ikrardır. İkrar verildikten sonra toplumsal hukuk normları kabül edilmiş olur, olası bir durumda ikrar bütünlüğü bozulduğu vakit iç dinamikler devreye girer. Dar u didar adı verilen bağlısı olunan toplumun tüm bireylerinin katıldığı modern tanımıyla ‘ halk mahkemesi’ kurulur.İşlenen kabahat orada tartışmaya açılarak kabahatin büyüklüğüne göre toplumsal dıştalama / tecrit ile eş değer olan düşkünlüğe kadar uzanan bir kurallar dizini vardır. Burada özellikle şunu belirtmek gerektiğini düşünüyorum; kurumlarımızda siyaset yapılmaması yönünde ciddi tartışmalarla karşılaşıyoruz. Şu halde sormak gerekmez mi? Binlerce yıldan bugüne iktidar alanından uzak duran, sistemini bu biçimiyle şekillendiren bir toplumun siyasal duruşu ve bu yönlü politik reflexsleri / tutum ve uygulamaları yok muydu ? Toplumlar canlı organizmalardır demiştik, peki bu organizmaların kendi etrafındaki diğer organizmalar ile diyaloğu / ilişkisi yokmuydu ? Elbette ki vardı, binlerce yıl nasıl kendi iç dinamikleriyle düzen ve intizamı sağladılarsa, dış hukuk olmadan toplumsal yapıyı korumak mümkün olamazdı. İşte bizim itikadımızda / toplumsal yapımızda siyaset;sözü geçen organizmaların ilişki / diyalog çemberi içerisinde oluşturdukları tarihsel edinim / kazanım / hafızanın kavramsallaşmış halidir. Siyaset; can çerağının uyanmış gayret kapısıdır, çerağ sırlanana dek o nurun yağı olma halidir. Cümle can bir arada paktır...

Mesele Siyasetin / ideolojilerin dili ve aklıyla Alevilik yapmak değil, tam tersine Aleviliğin / Hakikatin dili ve yöntemleri ile siyaset yapabilmektir ! Peki yaşadığımız dem i devranda hal böyle mi ya ? Ne yazık ki yoldan şaşan taliblar patikaları da bırakmış sarp ormanlarda yol arar hale gelmiş durumda. Madımak Katliamından sonra çeştli nedenlerle ait olduklaı topraklardan kopan Alevilerin örgütlenme / kurumsallaşma ihtiyacına hitaben hızla gelişen kurumsallaşma sürecinin başladığını hepimiz biliyoruz, öyleki şuan yüzlerce kurumumuz var. Başlangıçta Alevileri örgütleme iddiası ile yola çıkan kurumlarımızın bir kısmı kimi daralma / tıkanmalara rağmen yola devam ediyor olsa bile; ne yazık ki bir kısmı tekçi na hak zihniyetin iç asimilasyonu hedef alan politikalarına direnemedi. Alevi Toplumunun örgütlülük bilinciyle hareket etmesi, kadim kökleri ile bütünleşmesi tekçi aklın asla kabullenmeyeceği bir durumdur. Hal böyle olunca, Alevilere yönelik politikalar tez elden işbirlikçi piyonlar öncülüğünde devlet aklı ile yürütülmeye başlandı.Alevi Toplumunun; ‘Güneşin altındaki herşey hiçkimsenin mülkü değil, herkesin ortak malıdır’ düsturuyla inşa ettiği Ahlaki, Politik, Komünal Değerler sistemini oldum olası tehdit olarak gören devlet aklı kurumlar içerisinde yerleştirdiği iş birlikçileri ile yetinemezdi elbette.Sözde Alevi açılımı adı altında görev verilen Reha Çamuroğlu pratiği henüz toplumumuz tarafından unutulmamışken,geçtiğimiz günlerde yeni bir durumla karşı karşıya kaldık !

Özellikle bir kaç gündür gerek sosyal medya gerekse görsel medyaya yansıyan onlarca tartışma ve fikirle karşı karşıya kalınca birkaç kelam etme ihtiyacı duyuyor insan. Az evvel ki paragrafta siyasetten söz ederken ‘Doğan Demir’i eleştirmek nesi, adam yıllardır Alevi Kurum yöneticiliği yapmış, şimdi de siyaset yapmak istiyor’ diyebilirsiniz, dilim döndüğünce izaha çalışayım; elbette ki her hangi bir Alevinin siyaset yapması, siyasal bir yapılanma içerisinde bulunması içerisinde bulunduğumuz dem i devranı göz önüne alırsak olası bir durum. İnsanlık nehrinin bu güne ulaşan en hümanist toplumu olduğumuzu da düşünürsek sorgulanması gereken meselenin bu kısmı değil zaten. Bir çok insanımızın da tutunduğu dal bu ne hikmetse ! ‘biz özgür bir toplum değilmiyiz, adam istediği partide çalışma yürütür. Ne var bunda bu kadar abartıyorsunuz’ Bakın algılarımızla nasıl oynanmış farkında bile değiliz. Bir birey, şayet Alevi ise ve Türkiye’de 36 bileşeni olan Alevi Bektaşi Federasyonu’nun en çok üyeye sahip bileşen kurumunun Genel Başkanıysa öyle kafasına göre herhangi bir partide siyaset yapamaz ! Hele ki bu parti, türlü açılım vaadleri ile iktidar olduktan kısa bir süre sonra akıl sınırlarını zorlayan zülümlere imza atmış, onlarca masum u pak’ın kanına bulaşmış, kendisinden olmayan biat etmeyenlere ölümlerden ölüm beğeni dayatmış, binlerce insanı zindanlarda rehin almış bir partinin yakın dönemde iç çelişki /çıkar hesaplaşmalarından dolayı istifa eden başbakanı tarafından kurulmuşsa !!!

Doğan Demir’in adı geçen partide kurucu üye olması, üyelik formuna Alevi Kültür Dernekleri genel merkezinin adresini yazmasaı ayrıca tartışmaya açık bir durumken, kurum bu yönlü kendisinden izahat isteyecekken eleştriler karşısında yapılan basın açıklaması adeta’ özrü kabahatinden de beter’ dedirtiyor insana... Hepimiz biliyoruz ki, tekçi na hak zihniyet oluşturduğu sistem içerisinde kendi amaçlarını gerçekleştirebilecek piyonlarını seçer, zaaflar üzerinden olabildiğince besler. Nefs deryasına düşen bireyin hak yoluna dönüşü zor zahmettir, biz olma halinden ben’liğe geçiş tehlikelidir. Toplumumuz böylesi durumlara yabancı değil, yakın tarihimizde yaşanılan ihanetlerden tanıyoruz bu zihniyeti, Bu yanıyla açıkçası çok şaşırmadık. Doğan Demir 6 yıldır kurum başkanlığı yapıyor olsa da deryada varlık gösteremedi, rızalığı / razılığı unuttu, tüccar mantığı ile yol yürümeye çalıştı. ‘Biz kırk kişiyiz, kırkımız da bir birimizi tanırız’ der büyüklerimiz, bu minvalde yaptığı ettiğine derinlikli bir şekilde değinmeye hacet yok diye düşünüyorum. Deryadan ayrılan balık kurda kuşa yem olmaktan öte gidemez, hak yardımcısı olsun...

Derdimiz meramımız böylesi bir durumun arkasında duran ve hali hazırda Alevi olduklarını dile getiren canlaradır; İnsanlar zorunlu yada isteyerek, içerisinde bulundukları / ait oldukları Toplumsal Kültür alanının dışına çıkabilirler ancak farkında olsun ya da olmasınlar parçası oldukları Toplumsal Sistem tarafından biçimlenirler. Öte yandan şu da bir gerçektir ki; bir toplumun üyesi olan bireyler yerleşim alanları farklılaştıkça farklı kültürlerin inanç ve adetlerinden / ritüellerinden etkilenebilir. Özellikle belirtilmesi gereken bir hususta şudur; Bilim ve Teknolojinin gelişmesi toplumun maddi kültürünü etkilemekte ve değişmelere neden olmaktadır, maddi kültür unsurlarındaki değişimler, toplumun manevi kültüründe de değişmelere neden olmaktadır. Manevi Kültürün değişmesiyle toplumdaki bireylerin tutumları, duyguları, düşünceleri ve davranışları farklılaşmakta, bu farklılaşmalar da toplumsal değişmeye yol açmaktadır. Yani; düne kadar biz olan, bireyin çıkarları için değil toplumun ortak çıkarları için mücadele edenler bugün kendi nefsine yönelmekte ve toplumsal tüm değerleri tar u mar etmektedir. İşte burada hakikatin iç hukukunu / erkanlarımızı esas alarak hareket etmesi gereken kurumsal yapılarımızın rolü yadsınamaz. Canlı, cansız bil cümle varlığa ikrar vermek, incinsende incinme düsturu eli kanlı katillerle aynı karede yeralanlara karşı susmak değildir ! insan hakta, hak insanda, ne ararsan var insanda, düsturu hümanizmi yansıtıyor olabilir ancak hümanizm ilkesizlik veya oportunizm değildir ! Özgürlük, ikrarından kopuş yada kendi nefsine, kendi kariyerine, iktidarına hizmet için bin bir emek ve gayretle inşa edilen kurumlarımızı,dünyalık uğruna toplumumuzu basamak olarak kullanmak değildir ! Kurumlarımızın amacı aslına nesline inkar gelen yöneticiler yetiştirmek, eleştrilere tekçi aklın diliyle parmak sallayarak; kadın, çocuk, yaşlı, genç demeden kelle kesen caniler ordusuna ‘ birkaç öfkeli çocuk’ diyen, zerre i misqal ar etmeden kurumlarımıza gelen na hakkın yanında duranı desteklemek değil, hakikatin yolunu ve öz değerlerini korumak, bu eksende sedengeçtilerimizin ikrarına uygun hareket etmektir. Toplumumuz içerisinde ilk defa bedbaxtlar çıkmadığı gibi bu son da olmayacak, dün ceddimizi nasıl bedbaxtlarla mücadele etti kadim değerlerimizi bugüne taşıdı ise şimdi bu sorumluluk kurumlarımızdadır!

Ya klasik dernek mantığı ile Alevicilik oynamaya, böylesi zihniyetlerin beslenerek güçlenmesine ve yolun iç / dış asimilasyonuna göz yumacağız . Yada Kadim Yol düsturlarımızın bu konuda kesin ve net bir dille ortaya koyduklarını uygulayacağız ; ‘gelme gelme, dönme dönme, bu yol demirden leblebi, ateşten gömlek, gelenin malı, dönenin canı’ düsturunda olduğu gibi yönetimlerimize aday olan, aday gösterilen cümle canların rızalaşması ve ikrarlaşması ile yürünecek yolda hakikatin talibları terk etmeyeceği inancıyla aşk olsun marifeti ölçüsünde üretip, gayreti ölçüsünde pay edebilenler...
 .

Yazarlar

Türkülere, deyişlere sevdalı bir babanın kızı olduğum için çok şanslıyım. Türküler
Bir kelebeğe ömür armağan edenleri,İkrarına bend olan serden geçtilerimizi,Kefensiz / mezar
Erzincan /Mercan Surbahan ve çevre köyleri bir zamanlar Ermeni yerleşim bölgeleriydi. Dersimli
Süryani halkının yangınlarına değilse de yüreklerine su serpemediğimiz için utanıyorum.
Günümüzde Aleviler dahil olmak üzere Batını Dinlerce sayılan/kullanılan ne kadar kavram va
Egemenler her dönem kendi egemenliklerini destekleyen, egemenliklerinin ideolojik kılıfı olara
Raa Haqi/Riya Heqi ya da Hakikat Yolu’nun Takipçileri, yani Kürt-Kızılbaş Aleviler, yani De
"Gurbet içinde gurbeti kanıksatmak isterler bize.. Kanıksamayız, istemeyiz ve dert olmaya, diz
 Giresunlu Topal Osman Ağa'nın yeğeni olduğunu söyleyen "Şair-Yazar" Mehmet Şakir SARIBAYR
Design by JoomlaSaver
Cookies make it easier for us to provide you with our services. With the usage of our services you permit us to use cookies.
Ok