Dersim İnşa Kongresi (DİK) yaptığı yazılı bir açıklama ile Kayyumdan kalan borçların ödenmesi amacıyla Dersim Belediyesi'nin başlattığı kampanyayı desteklemediklerini duyurdu.

‘’Eğer bir kampanya başlatılacaksa bu hırsızların borcunu ödemek için değil, Dersim’in dili, kültürü, inancı, doğası, canlılarının korunması ve yaşatılması için olmalıdır.’’ vurgusu yapılan açıklamanın tümü şöyle:

Dersim İnşa Kongresi'nden Basına ve Kamuoyuna

Dersim İnşa Kongresi (DİK), Dersim Belediyesi Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu tarafından başlatılan, ‘’Umudu birlikte büyütüp, geleceği yaratmak için kentimize sahip çıkıyoruz" başlığıyla ilgili yürütülen kampanyaya ilşkin ‘Basına ve Kamuoyuna’ adlı bir açıklama yaptı.

Gerek Dersim Belediyesi internet sitesinde ve gerekse Gazeteduvar ile Gazetepatika10.com’un yanı sıra sosyal medya üzeride başlatılan kampanyaya ilşkin DİK tarafından yapılan açıklamada ‘’Eğer bir kampanya başlatılacaksa bu hırsızların borcunu ödemek için değil, Dersim’in dili, kültürü, inancı, doğası, canlılarının korunması ve yaşatılması için olmalıdır.’’ denilerek özetle şu görüşlere yer verildi.

Öncelikle sorunun sağlıklı bir tahlili yapılmalıdır

Dersim Belediyesi internet sitesinde, ‘’Umudu birlikte büyütüp, geleceği yaratmak için kentimize sahip çıkıyoruz" başlığıyla bir kampanya başlattığını duyurdu. Açıklamada isim verilmese de kayyımın bıraktığı 68 milyon lira borç gerekçe gösteriliyor. Kürdistan illerinde kayyımların yarattığı tahribat ve yıkım tartışmasız doğrudur. Bir darbe sonucu el koydukları belediyeler hukuksuz bir şekilde yönetilmiş ve içi boşaltılmıştır.
2016 yılında DBP’li yüze yakın belediyeye el konuldu. 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde ise el konulan belediyelerin büyük çoğunluğu geri kazanıldı. Kayyımlar gitti, ancak geride büyük yıkım, yolsuzluk, enkaz, hırsızlık ve talan bırakıldı.
Bilindiği üzere Türkiye’de belediyeler rant kapısı olarak kullanılsa da, Kürdistan’da asıl amaç kayyımlar eliyle Kürt düşmanlığını yürütmektir. ‘’Çöktürme Eylem Planı’’ olarak bilinen konsept incelendiğinde bu gerçek daha iyi görülecektir.
Dersim hem maddi hem de manevi çöküşle karşı karşıyadır
Kayyım Dersim’e sadece maddi olarak zarar vermemiştir. En fazla tahribatı; Dersim’in kimliği, dili ve kültürel değerleri üzerinde yapmıştır. Kayyım Demokratik Güç Birliği döneminde asılan Dersim tabelasını indirmiş, çift dilli hizmete son vermiştir. Belediye Meclis kararıyla alınan Kırmanciki mahalle, park, sokak ve caddelere verilen isimleri rafa kaldırmıştır.
Kaldıki Dersim bu sorunları ilk kez yaşamıyor. Emek, Barış ve Özgürlük Güç Birliği, 2004 yılında Dersim belediyesini, CHP’den devraldığında belediyenin bilgisayarları dahi hacizliydi. İşçilerin maaş ve sosyal alacakları birikmiş, ödenmemişti. Araç otoparkı hurda halindeydi. O dönemin parasıyla, yani eski TL. ile 10 trilyon borç bırakılmıştı. Kayyım el koyduğu dönemde ise belediyenin kasasında 17 milyon 300 bin lira para vardı. 500 milyon ise devlet malzeme ofisine araç alımı için yatırılmıştı.

HDP’li belediyelerin izlediği yol örnek alınmalıdır

Dersim İnşa Kongresi olarak diyoruz ki; kayyımların sebep olduğu yıkımla mücadelede HDP’li belediyelerin izlediği yol örnek alınmalıdır. Dersim Belediyesi, hırsızların borcunu ödeyebilmek amacıyla yardım kampanyası başlatmadan önce bir komisyon kurmalı ve etkili bir soruşturma yürütmeliydi. Böyle bir yönteme başvuruldu mu? Bu yapıldıysa sonuç nedir, yapılmadıysa neden gereksinme duyulmadı?
Kayyım dönemine ait 68 milyon liralık borç, kalem kalem incelenip sonuçlarıyla halka açıklanmalıdır. HDP’li belediyelerin tümü bunu yaptı. Şişirilen faturalar tek tek incelenip yaptıkları yolsuzluklar halkla paylaşıldı ve suç duyurusunda bulunuldu. Dersim’de hhalkın parasını koruyan Mehmet Ali Bul, Nurhayat Altun ise şu an hapiste. Ancak belediyeyi 68 milyon lira borçlandıran kayyum Tuncay Sonel ise halen Dersim’de Vali olarak görev yapıyor. Bu borca neden olan Vali Soner hakkında suç duyurusunda bulunulmuş mudur? Bulunulmamışsa buna engel olan nedir?

Kampanyayı bu şekli ile desteklemiyoruz

Dersim İnşa Kongresi olarak; bu kampanyayı desteklemediğimizi, etik bulmadığımızı, Dersim halkı ve kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.
Belediye hayır kurumu ya da vakıf değil, bir hizmet kurumudur. Normal olan belediyelerin kaynak yaratıp ihtiyaç sahiplerine yardım etmesidir. İhtiyaç sahiplerinden yardım toplamak ise normal olmayandır.
31 Mart 2019 yerel seçimlerinde TKP Belediye başkan adayı, ‘’Söz yetki karar halka’’ sloganını kullanarak; ‘’su’’ ve ‘’kent içi ulaşımın’’ bedava olacağını söyleyip, ‘’işsizliği sıfırlayacağız, Dersim’i Türkiye’de model yapacağız’’ vadiyle seçimleri kazanmıştı. Bu kampanyadan görülüyor ki halka sorulmadığı gibi, belediye meclisinin kararına da ihtiyaç duyulmamıştır.

Hırsızların faturası Dersim halkına çıkartılamaz
Hırsızların faturası Dersim halkına çıkartılamaz. ‘’Umut’’ bu yolla sağlanamayacağı gibi, ‘’gelecek" de bu yöntem ile yaratılamaz. Doğru olan ise gerekçelere sığınmadan kayyımdan hesap sorup hizmet etmektir. Eğer bir kampanya başlatılacaksa; yoksul ve ihtiyacı olan insanlarımız için olmalıdır.
Bir kampanya başlatılacaksa hırsızların borcunu ödemek için değil, Dersim dili, kültürü, inancı, doğası, canlılarının korunması ve yaşatılması için olmalıdır.
Bu vesile ile bir kez daha; Dersim İnşa Kongresi; halkın yararına olan projeleri destekleyeceğini ve katkı sunacağını deklare eder.

DERSİM İNŞA KONGRESİ (DİK) / KONGRA AVAKIRNA DERSİMİ
13.08.2019 
Kaynak; Newededersim.com

Tuğçe Toprak - Ali Asker Yer Anısına...
Tuğçe Toprak - Ali Asker Yer Anısına...
Tuğçe Toprak - III. Dünya Paylaşım Savaşı
Tuğçe Toprak - III. Dünya Paylaşım Savaşı
Melek Kandilli - ‘Yeni Dünya Düzeni’ne adım adım!
Melek Kandilli - ‘Yeni Dünya Düzeni’ne adım adım!
Tuğçe Toprak - Sara ateş ile dans eyledi
Tuğçe Toprak - Sara ateş ile dans eyledi
FEDA: Direnmekten başka seçenek yok
FEDA: Direnmekten başka seçenek yok
Maraşlı aydınlardan Kayyım tepkisi: Halkın iradesi gasp edilemez, kayyımlar gitmeli
Maraşlı aydınlardan Kayyım tepkisi: Halkın iradesi gasp edilemez, kayyımlar gitmeli
Dersim İnşa Kongresi: Maçoğlu'nun kampanyasını desteklemiyoruz
Dersim İnşa Kongresi: Maçoğlu'nun kampanyasını desteklemiyoruz
Emel Sanem - Bir anma gününün düşündürdükleri
Emel Sanem - Bir anma gününün düşündürdükleri
Zini Gediği Katliamı anması
Zini Gediği Katliamı anması
Demirtaş’a Özgürlük kampanyası başlatılıyor
Demirtaş’a Özgürlük kampanyası başlatılıyor
Silahların Kızkardeşliği (Soeurs d'Arme) Ekim'de gösterimde
Silahların Kızkardeşliği (Soeurs d'Arme) Ekim'de gösterimde
Öcalan, açlık grevlerinin sonuçlandırılmasını istedi
Öcalan, açlık grevlerinin sonuçlandırılmasını istedi
Tuğçe Toprak - Ali Asker Yer Anısına...

Ölüm en çok gülmeyi bilen çocukların coğrafyasına yakışmaz herhalde...
Ama Beladır ya mutsuz bela gelir hep gülmeyi bilen çocukları bulur...


"Bir bir çekilirken teslim bayrakları
Ve kaçmalarla uzarken
Göçmelerle tozarken Avrupa yolları
Durdu bir avuç yiğit
Bir tutam kır çiçeği
Ölüm dediğiniz de ne ki
Gözümüzde hainler kadar küçük
Ve zafere inancımız
Ölümsüzleşen ölümler kadar büyük
Onlar ki bir ayrıkotu tarlasında
Bir tutam çiçektiler
Binlerce ihanet çirkinliğinde
Bir avuç direnci güzellediler
Hiç bir şey bitmemişti daha
Gülerek girdiler zulüm tufanına
Ölerek girdiler
Ve en dayanılmazında tufanların
Adlarını bile söylemediler
Yüreklerin karartılıp satıldığı
Ve aşkların
Buruşturulup atıldığı akşamlarda
İnanç ki yenilmez kılar insanı
O sudan ve demirden sevda
Resimlerde renklere sorar yaşamı
Günleri şiirlere böler ufuklarda
İşte bizimle güzelleşen her şey
Yine bir dostluk
Bir aşk sıcaklığında
Bitmedi daha sürüyor o kavga
Ve sürecek
Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek."


Ölüm en çok gülmeyi bilen çocukların coğrafyasına yakışmaz herhalde...
Ama Beladır ya mutsuz bela gelir hep gülmeyi bilen çocukları bulur...

Kimse şuan ölümü yakıştıramıyor Alî Askêr Canımıza Abimize, Hevalimize, Yoldaşımıza..
Ölüm bize ar geldiğinden  hem de, zerre korkunç gelmediğinden..
Gurbetlik hepimize daha zor geliyor Soykırımcı Patriyarkal Emperyalizmin ve Kapitalizmin bizi sürdüğü topraklarda,  böylesi bir  Acı daha ağır basıyor Welatsız  günlerde.. Dünyanın Adaleti olmadığı gibi ölümün de adaleti yok.. Paramparça olsun bu Dünya.
Alî Yoldaş Kalem yazmıyor ama seni tanıdığım Gurbetliğin zor günlerinde seninle iki kelam dertleşmek istiyorum dilim döndüğünce Kalem yazdıkça..
Birgün  gece sizin evin çardağına gelmiştim hani Anne için , Şerafettin için diktiğimiz Kırmızıgülün olduğu taraftan hani elimizle diken yolduğumuz ama  ambalaj lezyonları ile ancak getirebildiğimiz Munzur suyuyla Suladığımız Kırmızı gül varya oradan hatırlarsın, ben sizi korkutmak istemişimde hani hiç biriniz korkmamıştınız  herkesi bir kahkaha sarmıştı Munzur’u Kopartmıştı sanki gülüşün gülüşümüz..
Bana demiştin ki  Çocuklara niye bakmadın Tuğçe, Bakamadım seninle başbaşa dertleşiriz ama burda tek cümle Tilkiye Kaldı, Mutsuza Kaldı, Kurda Kaldı intizar topraklar Bilinmezliğin Welatı.. Öyle Adice sürdüler kibirle mühürlenmiş suskun devşirmelerin elinde emanet toprağımızdan..  Balın İçindeki zehire  kaldı. Azrail’in mutsuz ellerinde ya Cennetimiz ,kendine benzettiği devşirmelerine kaldı.. Söz olsun And olsun döneceğiz bir gün Kırmančiye Kurdîstanına   And olsun yine Newroz Ateşleri  yakacağız zerdüşi Ziyaretgahımızda Kekik kokusu ekeceğiz çalınan gökyüzümüze Maviye..Hem biz gelirsek hangi kent güzelleşmez.. Gülmeyi bilen çocuklar Çiçeğin az koktuğu Sürgün topraklarını hem güzelleştirmemiş mi? Hafızama kazınan kendi haddimce,  Welatdan yeni  gelenleri can kulağıyla dinlemek Gençlerin düşüncesine büyük önem vermendi Işıklar içinde uyu Sonsuzluğun Ölümsüzlüğün Yolcusu ve Yoldaşı , Rahat uyu Kalp Hep Sol Taraftan Atıyor..
Sen Ne güzelleştirmişsin Almanya’nın Rojavasını.. Geçtiğin yerlerde iz bırakmışsın. Tek başına örgütdün dersem zerre mübalağa yapmış olmam. Hiç tanımadığın , işçilerin ,Emekçilerin Kadınların hakkını savunduğunu anıyor Halkın.. Bu Halk Seni unutmaz ama yerinede  kimseyi koymaz koyamaz.. Ben daha Dersimde Senin gibi bir Baba , Sevgiline Yar, Halkına Yoldaş , işçi Sınıfına Emekçi, Dêrsîmlîye Heval yaşamın tüm alanlarına Devrimi indirgemiş Anın içinde Sosyalizmi ilmik ilmik yaşayan bir Devrimci göremedim. Azdır Mum Işığında arıyoruz seni bu mübarek Perşembe gününde..
Ozana Selam Söyle , Selam Söyle Taylana Gülmeyî Bilen Çoçuklar Ölmezkî Gülüşlerinizi Katık ettik yıldızlara takılı bıraktık Suretinizi yolumuz karanlık olduğunda aydınlatsın diye.. Gençlik Hareketinin Mayasıda  Ruhuda  Sîzî Bırakmamıştı.. Bizide Bırakmasın..
Ölüm Sakine gibi Kartallaşan Kadınlara Kekik ve Eylem Kokululara  Marallara ,İbrahimlere, Atakanlara , Mercanlara, , Şahinlere, Delallere , Ulaşlara , Ozanyanlara Yiğitlere , Yılmazlara , Fecirlere, Kinemlere, Doktorlara, Yetişlere, Helinlere Soykırımlardan beri Kürdistan üzerinde dolaşan Siyah yazmayı ,Dersim Kuşağını beline , yüreğine saranlara  , Mor Dağların Yıldızlarına uzanamaz ki.. Kim Çalabilir Dostluğun içine kınaladığımız masum çoçuk yüreğinizi bizden , hangi bela sizi bizden alabilirki?
Ah Kiwrem her insan kendi içinde özeldir.. Delaldir.. Ama sanki Eskiciler Sülayman Cihanını Sonsuzluğa uğurladı..  Sende Öyle Îbocu kişiliğin yürüyen haliydin tek başına.. Hemde en profeminist halinle.. En Aşmış Halinle.. Yârin Seni çok özlüyor çünkü sen içindeki erki evdede öldürmüş bir kişiliktin , kolay bulunmayan pazarı olmayan kişilik.. Evin’a Seni çok özlüyor Dağsız kaldı.. Kardeşlerin Wayelerin  seni çok özlüyor nefessiz , kekik kokusuz kaldılar.. Yerin Doldurulabilecek olsa Halkının belki zoruna gitmezdi ama biliniyor ya yerin doldurulamayacak ruhsuzlara kalacak , Halkın ondan inciniyor seni ölüme yakıştırmayan en sevdi halinle.. Ateş Ülkesinde ve Ülkesizinde erken büyüyen Hırkanın içindeki Sol tarafından atan Kalpler inciniyor.. Toprakta incinsin.. Belada.. Biz Seni Yıldızların , Starların yanına uğurladık Şehirlerin patikasın dada yolumuzu aydınlatsın diye.. Yılgınlığa kapılmış kuş sürüleri , Çakallar, Ruhsuzlar bilsinki Ne Kırlarda direnen  Çiçekler Ne de Kentlerde Devleşen öfkeler henüz elveda demediler.. Şan Olsun Onurlu Kavgana Kavgamıza ,  Şan Olanlara Selam Söyle..
Saraylar saltanatlar çöker
kan susar birgün
zulüm biter.
menekşelerde açılır üstümüzde
leylaklarda güler.
bugünlerden geriye,
bir yarına gidenler kalır
bir de yarınlar için direnenler…
Şiirler doğacak kıvamda yine
duygular yeniden yağacak kıvamda.
ve yürek,
imgelerin en ulaşılmaz doruğunda.
ey herşey bitti diyenler
korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler.
ne kırlarda direnen çiçekler
ne kentlerde devleşen öfkeler
henüz elveda demediler.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
.. Bitmedi O Kavga ve Sürecek  Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya dek..

Tuğçe Toprak

Tuğçe Toprak - III. Dünya Paylaşım Savaşı


'Sahtekarlığın egemen olduğu yerde, gerçeği söylemek devrimci bir eylemdir.' -  George Orwell



İkinci Dünya Savaşında ispanyada iç savaşında bir milis olarak katıldığı Katalonyaya selam kitabı içinden geçtiğimiz Batıya soğuk Ortadoğu’ya ve Kurdistan'a sıcak olan 3.Dünya savaşında; 3. Paylaşım savaşındayız.

Önce silahı, sonra ilacı satan sonra da mülteci yakan soykırımcı emperyalist kapitalist güçlerin 3. it dalaşı gerçekliğini hep birlikte yaşıyoruz. İzleyemiyor yaşıyoruz çünkü faturasını yine hep Halk ödüyor...

Halkın gündemini değiştirmek ve ilaç satmak için tüm Dünya'ya yayılan Covid-19 virüsü emperyalist-kapitalist devletlerin; yurtseverleri, devrimcileri, feministleri, Anti-faşistleri Faşizme Karşı Birleşik Cepheyi Dünyanın her bir Ülkesinde veya Ülkesizinde, 'Kolerada Aşk Günleri' filmi gibi 'Coronoda Aşk günleri'ne çekmek istiyor. Kaçımız ön cepheyi değil arka bahçeyi tartışıyoruz ben göremiyorum.

Geçtiğimiz hafta HDP'nin 5 belediyesine daha kayyum atandı. Seçimle, halkın iradesiyle kazandığımız ve Kadın Eşit Başkan %50 kota ve Fermuar sistemini aşan Eşit temsil Mor çizgimizle Dünya Kadın Kurtuluş Hareketine Kadın Devrimiyle öncülük yapan Kadın Belediyelerimiz ‘Sol’ ve sağ kayyumun Faşist, despotik ve uzay çağının hiçte manasına uygun olmayacak şekilde hiçbir İç ve Uluslararası  Hukuğu  tanımayarak İrademizi gasp etmesi,  bizi etimizle kimliğinizle bu çağdan nefret ettirdi hatta tiksindirdi. Öfkeli ve tiksiniyoruz tek adamlar alanlarından görebiliyoruz çok açık şekilde Türkiye ve Kurdîstan’da 5000 HDP’li rehin tutularak bir iç savaş hazırlığı yapılıyor. İlaçtan sonra hemen silah mı satacaksınız beyler? Peki siz bu oyuna düşecek misiniz Faşizme Karşı Birleşik cephe? 2015 başarımızı kıskanan devlet 7 haziranda naylon bir suikast eylem peydahladı. Güya Kaypakkayanın işkencecisi vurulmuştu. Bu oyunu gören Faşizme Karşı Birleşik Cephe ne yazık ki 2016 yılında peydahlanan oyunu göremedi. Bunun özeleştirisini vermek zorunda. Şu gerçeği açıkça yazmak zorundayım özyönetim çağrısıyla yurtsever Hâlk Gençliğini serhıldan çağrısıyla sokağa çıkaran eski HDP Eş Başkanı  Figen Yüksekdağ kardeşlik köprüsünün  tarihsel paradigmasına hiçte uygun olmayan tarihi bir hata yapmış ve hala bu halka bir özeleştiri vermemiştir. HDP'ye dost değil düşman bu hareketler yüzlerce insanın  dibinde bir ejderha bulmadığı bir savaşla hayatını kaybetmesine neden olmuş ağır bir sorumsuzluk kör hata yapılmıştır. DTP, BDP, HDP ‘nin zaten yaptığı Kadın Devrimi emeklerinin hepsinin buğün ‘sol’ ve ‘sağ’ kayyumun terör estirmesine resmen zemin hazırlamışlardır.

Bizler şehir ve öz yönetim  savaşının, Kurdîstan'ı kuracak olan o son savaşın Dağdan gönderilecek 5 - 10 kadro ile salt, basit öncü savaşıyla olmayacağını çok net biliyoruz. Son savaşta gerilla oturduğu mevziden savaşı izlemez tüm gücüyle dağdan iner. Zaten gerçek bir gerilla savaşı uzaktan seyretmez. Velhasıl; geçmişte yapılan hataların bedelini dün olduğu gibi bugün de kadınlar çekiyor. DTP, BDT HDP'nin tüm emeklerinin değer kemiriciler eliyle süpürülmesi Dünya Nobel Barış Ödülüne aday  ve Almanya merkezli uluslararası İlerici İttifak (Progressive Alliance), "2019 Özel Siyasi Cesaret Ödülü “nü HDP ve Demirtaş’a vermesine rağmen soykırımcı patriyarkal Emperyalistler silah sattıktan sonra erkeklere ödül veriyor ancak kütüphanelerinde bile Dünya Sosyolojisinden tek bir insanı öğrencilerine okutmayan Hitler'i öğretip durmakla yetinen dışarıya kapalı Almanya Irak Kurdîstanına 700 Alman askerini  göndererek Kurdîstana yeni düşman olarak, hoş gelmeyeceksin  bir sen eksiktin dedirtmektedir.

Yarattıkları iç savaşta Selo Can; Selâhattin Demirtaş, Gülten Kışanak, Sebaahat Tuncel, Edibe Şahin, Aysel Tuğluk, Nurhayat Altun, Selma Irmak ve 5000 HDP'li hêvalimizin rehin tutulmasına neden olmuştur. Avrupa’da böyle bir şey olsa Dünya dururdu emin olun. Tüm bu geçmiş hataları görerek soykırımcı faşist devletin her tıkadığı süreci İrlanda’da Bobby Sands, Almanya'da Ulrike Meinhof’lara; Qoçgiri, Dersîm Kurdîstanı'na; Zarife’ye, Beritan'a, Sakine’ye 'Berxwedan Jiyane' direnişiyle açıldığını bilerek.

Beyaz tülbentli anneler; #LeçekSpi Hareketinin #NiUnoMenos #Metoo #Lastesis #Sufrajet #KadınlarBirlikteGüçlü Feminist Hareketlerinden Latin Amerikalı Plaza de mayo Barış Annelerinden, Cumartesi Annelerine büyüyen bir hareket; Jîn, Jîyan, Azadî sloganları ile Zûmrüdü Anka misali küllerinden yeniden doğarak ve gasp edilen tüm kadın belediyelerimizin ruhuyla, irademizle Dünya'nın her yerinde tarihe direnerek not düşüyor ve yazıyoruz. Elbet ‘Sol’ ve sağ kayyum yenilecek biz o günleri göreceğiz. Silah ve ilaç satanların Avrupa’daki Kürt kitlesinin tansiyonunu düşürmek için Vahşet Bodrumlarını ikinci Madımak'ı, uzay çağında cayır cayır insan yakılmasını, Cîzîre'yi izlerken sadece çaya geldiğini.

AHİM ve Lahey’in görevlerini yapmadığını ve yapmayacaklarının garantisi olduğunu; Barış Akademisyenlerinin bile Dosyalarını geri göndermesinden bildiğimiz bilinçle. Demokratik Özerklik paradigmanızda 2013 Büyük Zindan direnişinin ardından 2015’de Onurlu Barışa çok yaklaştığımızı unutmadan.

Katalonya'dan, Latin Amerikalı Enternasyonal Devrimci bilince İtalya iç savaşı deneyimlerinden Ortadoğu’ya Rojava'ya Kurdîstan'a uzanan Jîn Jîyan Azadî sloganlarının büyüdüğünü bilerek Dünya'nın neresinde olursak olalım savrulmayacak ve Faşizme Karşı Birleşik Cephenin Birleştirici gücü olduğumuzu unutmayalım Kadınlar.

Kolerada Aşk Günleri (Coronoda)  bittikten sonra Kamusal ve Özel alanda verdiğimiz eşitlik mücadelesini #Wallsreet  #Occupyİşgalet #GeziDirenişi gibi eşitlik mücadelesinde Dünyanın her yerinde Diplomatik, toplumsal hareketleri büyüterek zaferlere.

An Azadî, An Sêrkeftin! Jîn Jîyan Azadî!

Tuğçe Toprak

Melek Kandilli - ‘Yeni Dünya Düzeni’ne adım adım!

Dünyayı kasıp kavuran Corona Virüsü (Çovid-19), yarasadan mı yoksa yılandan mı? ”Çin’liler herşeyi yiyorlar, pisler, bizi hasta ettiler” diye tartışıp duralım.

Zaten kötü olan ekonomi, virüs nedeniyle son hızla tüm dünyada krize doğru gidiyor.

Dünya’yı yönetenler için bulunmaz fırsatlar doğdu. Uzun zamandır hayata geçirmek istedikleri uygulamaları çok daha hızlı, hiç bir engele takılmadan gerçekleştirecekler.

Aklıma hemen gelenlerden bir kaç örnek vermek istiyorum:

Nakit parayı uzun yıllardır ortadan kaldırmayı hedefleyen IMF (Ulusararası Para Fonu) Çovid-19 sayesinde amacına daha da yaklaşmış olacak. Konuyla ilgili Panaroma News’de 17 Aralık 2017’de çıkan “Gelecekte nakit para ortadan kalkacak mı?” yazısını okumanızı öneririm.

Diğer önemli değişiklik, kanımca toplu halde gösterilen sanatsal ve spor faaliyetlerine getirelecek olan kısıtlamalar. Bazı sanat alanları ekonomik sorunlardan kendi kendine yok olacaktır. Sinema veya tiyatro gibi. İstanbul’da iki farklı yakada kapanan Rexx ve Atlas sineması gibi.. Yazlık sinemalar da olduğu gibi, maalesef kapalı sinema salonları da maziye karışacak.

Spor müsabakaları ve etkinliklerinin de gelecek yıllarda seyircisiz oynanacağını ve internet ortamından izleneceğini düşünüyorum. Tiyatroların da büyük ölçüde etkileneceğini ve bir çok tiyatronun kapanacağını tahmin etmek güç değil sanırım.

Bizi etkileyecek olan önemli değişiklerden biri de toplu gösteri ve yürüyüş yasasına getirilecek olan kısıtlama ve uygulamalar diye düşünüyorum. Güvenlik ve sağlık tedbirleri bahane edilerek bu konularda ciddi kısıtlamaların olacağını öngörmek için kâhin olmaya gerek yok.

Yine işçileri, emekçileri ilgilendiren ve hayatımızda önemli sorunlara yol açacak diğer konu ise zaten uzun yıllardır tartışılan, yapay zeka robotlarını istihdam etmek isteyen kapitalistlerin işini bayağı kolaylaştıracak ve virüs kaynaklı ekonomik kriz ve iflaslar da bahane edilerek toplu işçi çıkarmaları gerçekleşecektir. İnsan yerine bir çok sektörde hem çalışma robotları hem yapay zeka robotları yerleştirilecektir.

Tüm bu uygulamalar peyderpey gerçekleştirilirken, Almanya’da çok tartışılan ama Alman halkının karşı olmasından dolayı Türkiye, ABD, Avustralya, Kanada, Hindistan gibi ülkelerde dijital kimlik, E-devlet uygulamalarına Avrupa ve Almanya dahil edilecektir.

Avrupa ve özellikle Almanya’da günlük hayatta büyük kolaylık sağlayan ve ekonomik olarak ciddi tasarruf getiren bu uygulamayı istememelerinin en önemli nedeni kişilerin özel bilgilerinin (cinsiyeti, yaşı, mesleği, geliri, politik görüşü, mal varlığı, adli sicil kaydı, trafik cezası, dernek üyeliği vb.) bir tıkla devletin veya başka insanların eline geçmesinin bireyin temel haklarına karşı saldırı olduğunu ve herkesin gözlemlenebileceği (big brother) özgürlüklerinin ellerinden alınacağı korkusu ve kaygısından kaynaklanmaktadır. İşte kolay ikna olmayan halklarında bu virüsle birlikte E-devlete geçişleri kolaylaşacaktır..

Aklıma gelen son önemli gelişme ise devletlerin Ordularını artık sadece savunma amaçlı olarak değil, iç güvenlik meselelerinde de emniyet güçlerinin yanı sıra sahaya sürebilmek için yasalarını değiştirmelerinin önü açılacak. Yine Alman Parlamentosunda hararetle tartışılan konulardan biridir.

Alman Anayasasında “ancak çok özel durumlarda Alman ordusu, ülke içinde konuşlandırılabilir” ibaresi ve bu konuda diğer ülkeler kadar esneklik göstermemelerinin sebebi tarihlerinden kaynaklanmaktadır.

Hem kraliyet döneminde, hemde daha sonra nasyonal sosyalizm döneminde orduyu, halkı bastırmak için halka karşı kullanmış olmaları, demokratik Almanya’nın bu konulara hassasiyetini açıklamaktadır. Fakat tüm dünyada işid ve benzeri terör eylemleri, doğal afetler vb.. sorunlar bahane edilerek ülke içinde emniyet güçlerinin yeterli olmadığı varsayımından orduları da iç güvenlikte kullanmak istemektedirler.

Türkiye’de de ordunun iç güvenlikte ihtiyaç olunca kullanılması yeni yönetmelikle İçişlerine ve cumhurbaşkanlığına bağlanmıştır.
Bu yasaları ve uygulamaları daha hızlı ve daha kolay değiştirerek artık ordunun şehirlerde ülke içinde polislerle birlikte konumlandırılacağı bir sisteme giriş yapacağız.

Corona virüsü ile ilgili bir çok komplo teorileri de üretilmekte. Sonuç itibarı ile doğal yollamı yayılıyor, laboratuvar ürünümü bilemeyiz ama tıpkı 11 Eylül öncesi ve sonrası gibi Corona öncesi ve sonrası diyebileceğimiz bir evreye giriyoruz. Ve her zaman olduğu gibi bu yeni dünya düzeninden en fazla işçiler, emekçiler, mülteciler, emekliler, köylüler ve fakir halklar etkilenecek.

Tüm dünya yavaş yavaş tek merkezli, gözetim altında yönetilecek bir sistemin deneyini yapıyor gibi şu an..

Tuğçe Toprak - Sara ateş ile dans eyledi

Sakine Cansız’a…

‘Ateşe dönüşmeyen bilgi tutucudur” demiş Spinoza az demiş! Hep Kavgaydı Yaşam’ı.. Bilgisi ateşe dönüşmenin ötesinde ateş ile dans eyledi…



Wahte Kirmanc şahittir, marallar, Bezuvarlar, kardelenler.. Şahittir nergisler, mor sümbüller, ters laleler, dağ çiçekleri, Xezal’ler, Munzur, Dicle şahittir dört kutsal kitap ‘da cennet diye tarif edilen topraklar, yaşamın kaynağı tanrıça kadınlar şahittir. Boşuna değil bu asi, inatçı yürekler. Hafıza mekanımız, Zerdüşi ziyaretgahımız, Dersim’in tılsımı dağların Berteng’i şahittir Saraların bilgisi ateşe dönüşmekle kalmadı ateşle dans eyledi...

Kürtlerin ilk kadın Heval Zarife Dersim’de mor sümbüller güzelliğinde bir kavga bıraktı bizlere. O 1937-1938 Dersim soykırımı yaşatılırken merkez kadro da bir kadındı. Soykırımcı ‘medeniyet’ getirecek devletler gibi avcı savaşçı erkeklik tarihinin patriyarkal feodalizm ve kapitalizmin aksine feminist bir öz savunma bayrağını bize bıraktı. Emeğini ve kavgasını erkeklerin gölgesinde bırakmayacak kadar cesurdu...

Çünkü o Lilit, İştar, Kıbele (Kybele), Anahitalardan aldığı yaşamın kaynağı Anayanlı Neolitik çağdan (Analık hukuku) kadın, barış, vejetaryen toplum felsefesini Avesta’ya, Mezopotamya’ya Qoçgirî ve Dersim Kürdistan’ına taşıyan Kirmanc, Kızılbaş, Zerdüşi tanrıça kadınlardandı...

1915’lerden bugüne Mezopotamya’da siyahlar giyer bizim oraların kadınları.. Ateşin bile canı olduğuna inanıldığı, incinir diye suyla söndürülmediği kutsal topraklar bizim topraklar, güneşin, karıncanın, geyiklerin, çiçeklerin, endemik bitkilerin doğanın kutsal, ziyaretgah ve tapınak sayıldığı. Anahita’nın yaşamın kaynağı ölümsüzlük iksirinin sonsuzluğa aktığı Munzur, doğmuş ve doğamamış çocuklarımızın kanı aktı Munzur’a. Halbori’de hala ağıtlarını sesi yankılanıyor.. Yananların, ateş ülkesinin kadınları siyah giyer bu yüzden, Zümrüdü Anka misali yanıp kül olmanın, sonra küllerinden yeniden doğmanın rengi.. Tekrar ölmenin sonra tekrar doğmanın, yaşarken ölmenin rengi.. diri diri mezara girmenin belkide. Küllerin içinde tram (korda) açan mor güllerin rengi...

İşte Sakine Cansız (Sara) bu estetik kavganın ateşinde dans eyledi. Ruhu olan toprakların nefesinde saçları hep dorukların rüzgarında özgürlüğe dalgalandı. Onu kolay zamanlarda devrimcilik yapanlara, Avrupa kişiliğinin konformist ‘basit kişiliğine’ sakın sığdırmayın ya da ‘Demokratik Mücadele’ zamanlarında milletvekilli, belediye başkanı vb. olmak için otuz yaşında ‘devrimciliğe’ başlayanlara hiç benzetmeyin. Sara sonsuzluk ateşine doğan ve çocukken devrimciliğe başlamış bir kadın. Kadın doğmuş ve öğretilen patriyarkal devrimciliğin aksine kadın devrimci kişiliğinin adıdır Sakine.. Senin adını ilk Amed zindan direnişinde duymuştum, hani bizim oralarda ateşin Zerdüşi kavgası bir sır gibi saklıdır ya kadınların gözlerinde, işte teslimiyete karşı bir Sır’dır Sakine’nin gözleri, bonsuz mücadele ateşinin sırrıdır, Zarife’ce bir destan yazdı demişlerdi.. Dersim ruhunun vücut bulmuş kişiliğidir diye tanımıştım seni...

‘Cezaevi’nde olduğum HDK / HDP kurulduğu yıllardı “Eşit Temsiliyet, yüzde 50 Kadın Kotası, Eşit Başkan’lık Mor çizgisi” ile hayranlık uyandıran mor siyasetin Kürdistan’dan sonra Türkiye’ye ilk geldiği yıllardı. Sadece devleti değil, dostları bile kıskandıran güzelliği ile HDP 2015 başarısını 2013’de müjdelemişti. İçerde Kürt, Kirmanc, sosyalist, feminist bir kadın olarak benliğimi ve öz savunmamı sadece kadın temsiliyetinde bulduğum yıllardı.. Sadece kadın okuması yapmaya başladığım öğretilmiş patriyarkal devrimcilikten kurtulduğum sistemin yarattığı çapraz ateşte kaldığım izlerini bedenimden ve aklımdan silmeye çalıştığım yıllardı.. Zor günlerde tanıdığım Aysel Mamoste, Nuray, Amber, Selver, Çiçek, Hevi, Nibel, Hülya, Hiyem, Elif Can, Xecê, Gülcan, Eyli yoldaşlar ismini sayamadığım feminist, Kürt, sosyalist hevallerim hem cins sevgisiyle bana güç katıyor hem de küllerimden beni yeniden yaratıyorlardı adeta. Bilgi en büyük silahım olmuştu.

HDP’nin halkların ve kadınların eşitlik baharına Bir Güneş gibi açtığını 2015 başarısını 2013’ten kıskanmaya başlayan devlet besbelli şaşırarak seni hayatında hiç kitap okumamış bir sefile katledebileceğini sanmıştı. Oysa kadın devriminin okyanusunda sonsuz akan bir nehirdin sen.. Ateşle dans etmeyi keşfetmiştin, hangi güç yeryüzünden bu buluşu silebilirdi? Ölümsüzlük iksiri sonsuz lirik bir dans’tın sen, kadının bilgisi ile tutuşan, Zerdüşi sevdamızda her daim büyüyen Newroz ateşlerinde hiç sönmeyecek Kadın Devrimi’nin mor gülüsün sen.. Göbeklitepe bugün halihazırda bilinen tarihi alt üst ederek ilk yerleşim yeri ve tapınak mekanı, vejetaryen neolitik çağlardan izler taşımakta tanrıça sevdanız bugün popüler kültürü bile etkilemiş durumda ve araştırmaları, yazdıkları Netflix’e Ursula K. Le Guin’in ayak izinde fantastik bir dizi Atiye ile gündemde.. Kendine yabancılaşan, her şeyi tüketen insan tarihin dipsiz derinliklerine inmek istiyor.. Umarım Avrupa kişiliği o kuyuya ilk inenler olur, Sara buralar bize göre değil, bıçak kemikte...

Devrimciliğin nankörlüğü bu ya, herkes seni ölümsüzleştikten sonra yazmaya, okumaya, anlamaya başlamıştı sanki, yaşarken kahraman ilan edilmek yasaktı bizim topraklarda.. Ya da kalanların vicdan nöbeti mi bilemedim.. Uzun süre seni okuduk. Hergün gazeteler seni yazdı. Yaşarken hakkında bilmediğim bir sürü güzelliğini öğrendim. Biyografi kitabın “Hep Kavgaydı Yaşamım” birinci cildini okurken Gioconda Belli’nin “Tenimdeki Ülke Nikaragua” kitabına çok gidip gelmiştim. Gioconda’nın tüm çelişkilerini berrak bir şekilde anlatmasından ve Fidel’e kafa tutmasından, patriyarkal yönlerini teşhir etmesinden ve kadınların temsiliyetinin olmadığı bir ‘sosyalizmin’ patriyarkal sosyalizm olacağını açık eleştirmesinden müthiş etkilenmiştim ve sosyalist saflarda umudu kesmediğime sevinmiştim. Kendime sormuştum neden Sosyalist Feminizmi İspanya’da Latin Amerika’da arıyorsun.. Aradığım hiç uzak değilmiş evim‘in içinde, “Welat”ımda imiş, feminizmin tılsımı. Hep Kavgaydı Yaşam felsefesinin içindeymiş...

Sonra kitabının ikinci ve üçüncü cildini okudum evet yaşatılan bütün çelişkilere, ihanetlere cevap bulmuştum seninle.. Patriyarka ile uzlaşılmayacağını ‘kurtarıcı’ kim olursa olsun tartışarak, karşı durarak yeri geldiğinde teşhir edilecekti. Hayat manifestom olmuştu, inadın, asiliğin, tıpkı bir bezuvar gibi. Evet artık emindim sayende Patriyarka’yı teşhir edenler değil, onunla uzlaşan miras ve değer kemiriciler doğal ajandı ve onlara susan, duygusal ilişkisini bu basit kişilikler ile bitiremeyen, yoldaşlıklarına mesafe koymayan, temsiliyetinin eline geçiremeyen, elini masaya vurmayan korucu kadınlar, ‘sol kayyum’ ve doğal ajandı.. Tılsımlı kavgan ve pratiğin bana yapılmazı yapabilme gücü verdi. Artık sesli söyleyebiliyordum asıl işçi ezilen sınıf biziz, kadın sınıfıyız hem de sizin gibi varlık sebebimiz Kapitalizm’in emeğinin karşılığına verdiği ucuz ücret üzerinden tanımladığınız işçi sınıfı tanımı hiç değil. Baştan sona karşılıksız eğmeğin sınıfıyız biz kadınlar; Ev bakımı, çocuk bakımı ve yaşlı bakımını ücretsiz üsleniyor, ücretsiz duygusal emek veriyoruz. Kamusal ve özel alanda ve uzay çağında hala  “İşkencede göğüslerimi kestiler, ben haklı bir davanın militanı ve bir kadını olarak ah demeye utandım” manifeston.. Senin teslimiyete karşı Kürt Kadın Devrim Hareketi ile birlikte Gültan Kışanaklar ve nice kadın hevallerimiz ile sergilediğiniz direniş bize kadın temsiliyetinde “Mor Siyaset” günlerini getirdi. Şan olsun Kadın Kavgana binlerce kez, şan olsun Kadın Kavgamıza binlerce kez.. Şan olsun ölümsüzlüğe uğurladığımız kadın hevallerimizin mirasına, zindanda, dağlarda, kampüslerde, sokaklarda, sürgünde, meclislerde, belediyelerde, kamusal ve özel alanda Ateşle Dans eden yakasında mor gülü taşıyıp direnlere kadınlara..

Patriyarkal kapitalizme karşı en büyük silahı bilgi olan kadınlara şan olsun. 2019’da ilk defa Paris’te ‘vurulduğunuz’ yere gelmiştim Xire cani ağıtı ile.. Dilsiz bir acı, sessiz bir acıydı yaşadığım.. Seni andığımız güllerden alıp Rosa Luxemburg’un mezarına bırakmıştım. Zindanın ardında bıraktığım kadın devrimciler için. Unutursak Ruhumuz Kurusun Sara.. Işıklar içinde uyu, ışıklar içindesin yolunda binlerce feminist var.. Yolunda olmaya çalışacağız Sara...

Her şeye rağmen Ateşle Dans etmeye devam edeceğiz.. Senin kadar başarılı olamasak da.. Ateşin Kadınları dans edecek Munzur ve Dicle aktığı sürece bizim de esrik dansımızın feminist diyalektiği akmaya devam edecek. Sonsuz saygı ve sevgilerimizle...

FEDA: Direnmekten başka seçenek yok

Yazılı bir açıklama yapan FEDA, “İşgalin tek ama tek bir nedeni vardır. O da halkların haklı ve meşru direnişi, örgütlü mücadelesi, toprağına ve geleceğine sahip çıkmasıdır” dedi.

Rojava’ya yönelik işgal saldırısının mücadele hattındaki safları netleştirdiğini belirten FEDA, “Bu işgal saldırısı karşısında Rojava halkı gibi direnmek ve mücadele etmekten başka seçeneği yoktur” diye kaydetti.

Açıklamada, “Rojava'da halklar işgale karşı direnmeyi seçmiş, çocuklarını-kadınlarını ve erkeklerini yeni yaşam inşasında yitirmiştir. Ve bedeli ne olursa olsun boyun eğmeyi reddetmiştir” ifadeleri kullanıldı.

FEDA, “Rojava'yı Sahiplenme ve Küresel Eylem Günü olarak belirlenen 12 Ekim günü bir ulusun varlığını hedef alan söz konusu AKP işgaline karşı ortak cephede mücadele etmek, Devrimden ve Demokrasi mücadelesinden yana olan her bireyin ve kurumun/örgütün omuzlarına binen bir yük olarak bu görev önümüzdedir ve sorumluluk bizdedir, hepimizdedir” dedi.

Maraşlı aydınlardan Kayyım tepkisi: Halkın iradesi gasp edilemez, kayyımlar gitmeli

Maraşlı aydın, gazeteci ve sanatçılar ortak bir açıklama yaparak, Diyarbakır, Mardin ve Van büyükşehir belediyelerine kayyım atanmasına sert tepki gösterdi.

Açıklamada, “Bu irade gaspını en az Maraş Katliamı kadar vahşi, Maraş Katliamı kadar kuralsız ve Maraş Katliamı kadar barbarca buluyoruz” denildi. 

Diyarbakır, Mardin ve Van büyükşehir belediyelerine kayyım atanmasına ve belediye eş başkanlarının görevlerinden alınmasına tepkiler devam ediyor.

Maraşlı aydın, gazeteci ve sanatçılar ortak bir açıklama yaparak, “Halkın iradesi gasp edilemez, kayyımlar gitmeli” dedi.

19 Ağustos’ta Türkiye’de yeni bir darbe yapıldığı belirtilen açıklamada, “Bu darbe Kürt halkına ve iradesine karşı yapılmıştır. Erdoğan 7 Haziran 2015’te yaşadığı yenilgiden bugüne; her gün, Kürt halkına ve demokrasi güçlerine karşı yoğun bir baskı uygulamaktadır. Bu baskılar, kayyım darbesiyle yeni bir aşamaya girmiş, Kürt halkının özgür oylarıyla seçilen belediye başkanları görevden alınarak halkımızın kazanımlarına ve iradesine el konulmuştur” ifadeleri yer aldı.

Kayyım saldırısına karşı başta Kürt halkı olmak üzere bütün demokrasi güçlerinin, büyük bir kararlılık ve inançla mücadele ettiğinin, bu darbeyi kabul etmediğinin hatırlatıldığı açıklamada şunlar kaydedildi:

“İktidar ise başlattığı saldırıları bütün olanak ve fırsatları kullanarak ve her cephede sürdürmekte bir beis görmemekte ve yalanlarla saldırılarının üstünü örtmeye çalışmaktadırlar. Demokratik değerleri koruyanlarla halkın iradesine ve demokrasiye darbe yapanlar arasında bir mücadele sürmektedir.

“BU İRADE GASPI EN AZ MARAŞ KATLİAMI KADAR VAHŞİ”

Bizler Maraşlı bir grup aydın, sanatçı, kurum yöneticisi, akademisyen, kanaat önderi, müzisyen, siyasetçi, yazar, şair ve ozan olarak büyük katliamlar yaşamış, soykırımlara uğramış bir toplumun hassasiyetlerinden hareketle, bu irade gaspını en az Maraş Katliamı kadar vahşi, Maraş Katliamı kadar kuralsız ve Maraş Katliamı kadar barbarca buluyoruz. Zulüm düzeninin zorbalığa dayalı bu saldırısını şiddetle reddediyor ve bu saldırıya karşı yapılan direnişe bütün güç ve olanaklarımızla katılacağımızı belirtmek istiyoruz.

“DAHA ETKİN TAVIR ALINMALI”

Bu saldırıya karşı demokrasi güçlerini daha güçlü ve kolektif mücadele yürütmeye çağırıyoruz. Uluslararası tüm demokratik kurumları daha etkin ve kararlı tavır almaya davet ediyoruz. Kayyımların gitmesini, halkın iradesiyle seçilmişlerin görevlerine dönmesini talep ediyoruz. Zorbalığa karşı haklılar kazanacaktır. Anaların direnişi güç kaynağımızdır.”

Metni imzalayan Maraşlı aydın ve sanatçıların isimleri şöyle:

1. AHMET KIZILER- YAZAR-ŞAİR/İSVİÇRE

2. AHMET KOCAMER- RADYO YOL EMEKÇİSİ/FİLANDİYA

3. AHMET DEĞER- KAŞANLILAR DERNEĞİ YÖNETİCİSİ/ALMANYA

4. ALİ KÖYLÜCE- YAZAR/ ALMANYA

5. ALİ USTA- GAZETECİ/YAZAR/ALMANYA

6. ALİ ÖZŞERİK- GAZETECİ/İSVİÇRE

7. ALİ MATUR- SANATÇI/İSVİÇRE

8. ALİ GENCER- İSVİÇRE SOSYALİST PARTİ ZÜRİH YÖNETİCİSİ

9. ALİ ORAK- HDP NURHAK ESKİ BELEDİYE BAŞKAN ADAYI/İSVİÇRE

10. AZİZ TUNÇ- YAZAR- SİYASETÇİ/ALMANYA

11. CEMO DOĞAN- SANATÇI/GAZETECİ/HOLLANDA

12. ÇAĞDAŞ TOPRAK- SANATÇI/İSVİÇRE

13. EDİBE GÖLGELİ- BASEL KANTON MİLLETVEKİLİ/İSVİÇRE

14. ELİF SONZAMANCI- GAZETECİ/ALMANYA

15. ERDAL ALIÇPINAR- GAZETECİ/ALMANYA

16. FİRAZ BARAN- YAZAR/GAZETECİ/ALMANYA

17. FIRAT İMİRZA- SANATÇI/ALMANYA

18. GARİP NURHAK- SANATÇI/ALMANYA

19. HAYDAR YILDIRIM- SANATÇI/ALMANYA

20. HATİCE ÇOBAN- VAN ESKİ BELEDİYE EŞ BAŞKANI/ALMANYA

21. HAYDAR GÜLÇİMEN- YAZAR/ALMANYA

22. HÜSEYİN BAKIR- GAZETECİ/ALMANYA

23. HÜSEYİN TORUN- YAZAR/İSVİÇRE

24. HÜSEYİN SUBAŞI- SANATÇI/ALMANYA

25. KENDAL MANIŞ- SANATÇI/İSVİÇRE

26. MAZLUM İŞCAN- AVUKAT/ İSVİÇRE

27. MAZLUM ALİ YILDIRIM/SANATÇI- İSVİÇRE

28. MEHMET SÖGÜT- YAZAR/İSVİÇRE

29. MEHMET ANTEPLİOĞLU-YAZAR

30. MUSTAFA ATICI- BASEL FEDERAL PARLAMENTO MİLLETVEKİLİ ADAYI/ SP GÖÇMENLER KOMİSYONU BAŞKANI/ESKİ KANTON PARLAMENTERİ

31. MUSTAFA SAKIZ-SANATÇI/ALMANYA

32. MUSTAFA BUNUL- PARİS PAZARCIK/ELBİSTAN HALK EVİ YÖNETİM KURULU ÜYESİ

33. MUSTAFA PAZARCIK- HDK/BELÇİKA

34. NİYAZİ BAKIR- DEDE/İSVİÇRE

35. İBRAHİM GÜMÜŞ- GAZETECİ/BELÇİKA

36. OZAN EMEKÇİ- SANATÇI/ALMANYA

37. OZ ALİGÜL DOĞAN- SANATÇI/FRANSA

38. ÖNER POLAT- GAZETECİ/İSVİÇRE

39. ORHAN ÖRGE-SANATÇI/ALMANYA

40. PİR HÜSEYİN BİLDİK-İNANÇ ÖNDERİ/ALMANYA

41. RESUL ERENLER- ALEVİ FEDERASYON YÖNETİCİSİ/HOLLANDA

42. REZZAN SOBİL- AVUKAT/ALMANYA

43. SALMAN ÖKMEN-KURUM YÖNETİCİSİ/ALMANYA

44. SERHAT MED- SANATÇI/ALMANYA

45. SULTAN MENGİ-YAZAR/FRANSA

46. ŞAH SULTAN-SANATÇI/ALMANYA

47. ŞÜKRÜ YILDIZ- GAZETECİ/ALMANYA

48. ŞAHİN BOZLAR- GAZETECİ/ALMANYA

49. TURAÇ SOMER- FEDA YÖNETİCİSİ/ALMANYA

50. VELİ İŞCAN – SANATÇI/FRANSA

51. ZEYNEP ENHAS- SANATÇI/TV PROGRAMCISI/ALMANYA

52. ZEYNEL ATEŞ- SANATÇI/ALMANYA

Aziz Tunç / 4K-HABER

Dersim İnşa Kongresi: Maçoğlu'nun kampanyasını desteklemiyoruz

Dersim İnşa Kongresi (DİK) yaptığı yazılı bir açıklama ile Kayyumdan kalan borçların ödenmesi amacıyla Dersim Belediyesi'nin başlattığı kampanyayı desteklemediklerini duyurdu.

‘’Eğer bir kampanya başlatılacaksa bu hırsızların borcunu ödemek için değil, Dersim’in dili, kültürü, inancı, doğası, canlılarının korunması ve yaşatılması için olmalıdır.’’ vurgusu yapılan açıklamanın tümü şöyle:

Dersim İnşa Kongresi'nden Basına ve Kamuoyuna

Dersim İnşa Kongresi (DİK), Dersim Belediyesi Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu tarafından başlatılan, ‘’Umudu birlikte büyütüp, geleceği yaratmak için kentimize sahip çıkıyoruz" başlığıyla ilgili yürütülen kampanyaya ilşkin ‘Basına ve Kamuoyuna’ adlı bir açıklama yaptı.

Gerek Dersim Belediyesi internet sitesinde ve gerekse Gazeteduvar ile Gazetepatika10.com’un yanı sıra sosyal medya üzeride başlatılan kampanyaya ilşkin DİK tarafından yapılan açıklamada ‘’Eğer bir kampanya başlatılacaksa bu hırsızların borcunu ödemek için değil, Dersim’in dili, kültürü, inancı, doğası, canlılarının korunması ve yaşatılması için olmalıdır.’’ denilerek özetle şu görüşlere yer verildi.

Öncelikle sorunun sağlıklı bir tahlili yapılmalıdır

Dersim Belediyesi internet sitesinde, ‘’Umudu birlikte büyütüp, geleceği yaratmak için kentimize sahip çıkıyoruz" başlığıyla bir kampanya başlattığını duyurdu. Açıklamada isim verilmese de kayyımın bıraktığı 68 milyon lira borç gerekçe gösteriliyor. Kürdistan illerinde kayyımların yarattığı tahribat ve yıkım tartışmasız doğrudur. Bir darbe sonucu el koydukları belediyeler hukuksuz bir şekilde yönetilmiş ve içi boşaltılmıştır.
2016 yılında DBP’li yüze yakın belediyeye el konuldu. 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde ise el konulan belediyelerin büyük çoğunluğu geri kazanıldı. Kayyımlar gitti, ancak geride büyük yıkım, yolsuzluk, enkaz, hırsızlık ve talan bırakıldı.
Bilindiği üzere Türkiye’de belediyeler rant kapısı olarak kullanılsa da, Kürdistan’da asıl amaç kayyımlar eliyle Kürt düşmanlığını yürütmektir. ‘’Çöktürme Eylem Planı’’ olarak bilinen konsept incelendiğinde bu gerçek daha iyi görülecektir.
Dersim hem maddi hem de manevi çöküşle karşı karşıyadır
Kayyım Dersim’e sadece maddi olarak zarar vermemiştir. En fazla tahribatı; Dersim’in kimliği, dili ve kültürel değerleri üzerinde yapmıştır. Kayyım Demokratik Güç Birliği döneminde asılan Dersim tabelasını indirmiş, çift dilli hizmete son vermiştir. Belediye Meclis kararıyla alınan Kırmanciki mahalle, park, sokak ve caddelere verilen isimleri rafa kaldırmıştır.
Kaldıki Dersim bu sorunları ilk kez yaşamıyor. Emek, Barış ve Özgürlük Güç Birliği, 2004 yılında Dersim belediyesini, CHP’den devraldığında belediyenin bilgisayarları dahi hacizliydi. İşçilerin maaş ve sosyal alacakları birikmiş, ödenmemişti. Araç otoparkı hurda halindeydi. O dönemin parasıyla, yani eski TL. ile 10 trilyon borç bırakılmıştı. Kayyım el koyduğu dönemde ise belediyenin kasasında 17 milyon 300 bin lira para vardı. 500 milyon ise devlet malzeme ofisine araç alımı için yatırılmıştı.

HDP’li belediyelerin izlediği yol örnek alınmalıdır

Dersim İnşa Kongresi olarak diyoruz ki; kayyımların sebep olduğu yıkımla mücadelede HDP’li belediyelerin izlediği yol örnek alınmalıdır. Dersim Belediyesi, hırsızların borcunu ödeyebilmek amacıyla yardım kampanyası başlatmadan önce bir komisyon kurmalı ve etkili bir soruşturma yürütmeliydi. Böyle bir yönteme başvuruldu mu? Bu yapıldıysa sonuç nedir, yapılmadıysa neden gereksinme duyulmadı?
Kayyım dönemine ait 68 milyon liralık borç, kalem kalem incelenip sonuçlarıyla halka açıklanmalıdır. HDP’li belediyelerin tümü bunu yaptı. Şişirilen faturalar tek tek incelenip yaptıkları yolsuzluklar halkla paylaşıldı ve suç duyurusunda bulunuldu. Dersim’de hhalkın parasını koruyan Mehmet Ali Bul, Nurhayat Altun ise şu an hapiste. Ancak belediyeyi 68 milyon lira borçlandıran kayyum Tuncay Sonel ise halen Dersim’de Vali olarak görev yapıyor. Bu borca neden olan Vali Soner hakkında suç duyurusunda bulunulmuş mudur? Bulunulmamışsa buna engel olan nedir?

Kampanyayı bu şekli ile desteklemiyoruz

Dersim İnşa Kongresi olarak; bu kampanyayı desteklemediğimizi, etik bulmadığımızı, Dersim halkı ve kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.
Belediye hayır kurumu ya da vakıf değil, bir hizmet kurumudur. Normal olan belediyelerin kaynak yaratıp ihtiyaç sahiplerine yardım etmesidir. İhtiyaç sahiplerinden yardım toplamak ise normal olmayandır.
31 Mart 2019 yerel seçimlerinde TKP Belediye başkan adayı, ‘’Söz yetki karar halka’’ sloganını kullanarak; ‘’su’’ ve ‘’kent içi ulaşımın’’ bedava olacağını söyleyip, ‘’işsizliği sıfırlayacağız, Dersim’i Türkiye’de model yapacağız’’ vadiyle seçimleri kazanmıştı. Bu kampanyadan görülüyor ki halka sorulmadığı gibi, belediye meclisinin kararına da ihtiyaç duyulmamıştır.

Hırsızların faturası Dersim halkına çıkartılamaz
Hırsızların faturası Dersim halkına çıkartılamaz. ‘’Umut’’ bu yolla sağlanamayacağı gibi, ‘’gelecek" de bu yöntem ile yaratılamaz. Doğru olan ise gerekçelere sığınmadan kayyımdan hesap sorup hizmet etmektir. Eğer bir kampanya başlatılacaksa; yoksul ve ihtiyacı olan insanlarımız için olmalıdır.
Bir kampanya başlatılacaksa hırsızların borcunu ödemek için değil, Dersim dili, kültürü, inancı, doğası, canlılarının korunması ve yaşatılması için olmalıdır.
Bu vesile ile bir kez daha; Dersim İnşa Kongresi; halkın yararına olan projeleri destekleyeceğini ve katkı sunacağını deklare eder.

DERSİM İNŞA KONGRESİ (DİK) / KONGRA AVAKIRNA DERSİMİ
13.08.2019 
Kaynak; Newededersim.com

Emel Sanem - Bir anma gününün düşündürdükleri

03.08.2019 Cumartesi günü Almanya‘nın Stuttgart kentinde Şengal Katliamı anıldı. Anma etkinliğine, 10.12. 2018 yılında Nobel ödülü alan Nadia Murad da konuşmacı olarak katıldı.

Toplantıya gelen herkes belli bir beklenti içinde idi. Öyle ya Nadia Murad konuşacak, Ezidilerin başına gelenleri bir kez daha duyuracak, kayıp çocuklardan söz edecek, tüm dünyayı bir kez daha uyaracaktı. Bu nedenle, ön sıralarda kayıp yakınları, ellerinde fotoğraflar, çocukların isimleri yazılı kartonlarla oturmuşlardı. Basın Nadia Murad’ı görüntülerken, onlara da ilgi gösterecek, böylece onların acıları da dile gelecekti. 

 

Basın mı dediniz? Ha evet onlar da orada idi ama görüntü almaları nerede ise yasaklanmıştı! Toplantıyı düzenleyenler, her nedense bu gecenin Nadia Murad’dan sonra ikinci asıl ögesi olan basına hiç yer vermemişti! Kayıp yakınları ile basın temsilcileri şaşkındı. Hatta, açılış konuşmasında ne kayıp yakınları; ne de gecenin onur konuğu olması gereken, binlerce Ezidi’nin yaşamını, kendi yaşamı pahasına kurtaran, bu nedenle de Avrupa’da nazilerden ölüm tehditleri alan Tobias Huch ile gazeteci Günter Völker’in adı geçmedi!


Tobias Huch, daha hic bir yardım kurumu Ezidiler‘in yaşadıklarından haberdar değilken, batılı bir araçtırmacı gazeteci Gunter Völkler ile, savas bölgesinde canını tehlikeye atarak,10.000 e yakın Ezidiye maddi manevi yardımda bulunmuş, bir çoğunun hayatını kurtarmış insanlardan bir tanesidir. Bir katilam anması yapılacak, insanların duyarlı olmaları sağlanacaktı ise, olayı bizzat yaşamış, canlı tanığı olmuş Avrupa’lı iki gazetecinin de konuşmacı olarak çağrılması gerekmez miydi?


Bırakın konusmacı olarak davet etmeyi, Ezidiler için onca fedakarlık yapan, hala da yapmaya devam eden, bu yüzden de sayısız ölüm tehtidleri alan Tobias Huch’a haber verirken „Gazeteci kimliğinle gel, basına ayırdığımız yerde otur, haberini yap.“ diye, Emir Kipi ile „yer gösteriliyor“. Bu nasıl bir görgüsüzlüktür, bu nasıl bir politik sıradanlıktır?


Evet, ne yazık ki Ezidiler, tarih boyunca, bir çok toplum gibi, baskı görmüş, katliamlarla karşı karşıya kalmıştır. 03.08.2014 Şengal katliamı da, tarihe binlerce insanın katledildiği, binlercesinin sonunun belli olmadığı bir kırım olarak, kara bir leke olarak geçmiştir. Bir çok kadın ile çocuk yaşta kızlarının Isid (DAESH) tarafından köle pazarlarında Sex Kölesi olarak satılması, bir çok çocuğun asimile edilmesi icin, müslüman ailelere verilerek, onlar tarafından yetiştirilme yöntemini, gerek Ermeni soy kırımı; gerekse Alevi katliamlarından cok iyi biliyoruz. 
İşte bu nokatada bu anma toplantısında, toplantıyı düzenleyenlerin tutumu ile bazı kurumların bukadar acıyı yaşamış bir halkın, gecmisinden bu yana yaşadıklarını kendi çıkarları için kullanmasını görmek de ayrı bir acı. 


Stutgart’taki toplantı, Anma Toplantısı değil de bir Ödül Töreni haline geldi, getirildi! 
Öyle ki, toplantıdaki anlaşılmaz formal düzenlemeler, kayıp yakınları, katliamdan kurtulan diğer insanlar bir yana, asıl konuşmacı Nadia Murad’ın varlığını, konuşmasının içeriğini bile gölgelemişti.


Stuttgart Belediye Başkanına Ezidilere yer verdiği için, Michael Blume’ye hırıstiyan olmayan dinlerle ilişki sorumlusu olduğu için, Theresa Schopper’e „Kadın satışına karşı girişim“ üyesi olduğundan ödül verilmesi fena değil tabi. Ama Ezidiler için yaşamını ortaya koyarak, onlara yapılanları tüm dünyaya duyuranlara yapılan saygısızlık değil de ne? Orada hala yakınlarının kurtarılmasını bekleyenleri anmamak saygısızlık değil de ne?


Kısaca Şengal’de Laliş’te olanlar, yaşananlar ikinci plana gitmiş, ödüller ile anlamsız övgüler ön plana çıkmıştı. Dahası, bu ödülleri alanlar ile salondaki bir çok yerel politikacı, IŞİD‘e giden silahların gitmesine karşı eylem yapan insanlara „aşırı“ gözü ile bakan insanlardı. Barzani Peşmergeleri’nin katliam öncesi, sabaha karşı hiç bir engelle karşılaşmadan çekilmesi sonrası yaşanan katliam, Peşmerge adına sürülmüş bir leke değilmiydi? Tüm dünyanın gözü önünde bu Peşmergeler orayı IŞİD canavarlarına teslim etmemişlermiydi? Aynı Barzani güçleri Kobane’de savaşan YPG li kadın savaşçılara terörist gibi davranmadı mıydı? Sorular, sorular…


Bütün bunlar, Türkiye’de sıkça kullanılan bir deyimi çağrıştırdı: Celladına aşık olmak.
Neden hep Celladımıza aşık oluruz? 
Bu soruyu kendime defalarca sormuşumdur. Evet, neden bu „Cellat aşkı Sendromu’ndan çıkamıyoruz? Nedir bizi bu kadar korkutan? Neden hep bizi kimliğimizi, kişiliğimizi, inancımızı bastırıp, ait olmadığımız bir kimliğe bürünmemizi sağlayanların gölgesi altındayız? En önemlisi de, bu gölgeden kurtulmaya calışanlara, neden kendi insanımız köstek olur, yollarına taş dökerler? 


Örneğin, CHP‘li Dersim alevilerini hiç anlayamıyorum. CHP‘lilerle bazı „solcuları“ da Ali‘li aleviler ile Ali’siz aleviler tanımlamalarına benzetiyorum. 
Tabi bu sadece alevilere özgü bir tutum değil, diğer toplumlarda da buna benzer davranışları gözlemlemek olasıdır, Örneğin Ezidiler „Biz Kürt değiliz!“ diyorlar. Oysa konuştukları dil Kürtçe. Ezidi inanci ile ulusal kimliklerini, bilerek isteyerek karıştırıyorlar gibi geliyor bana. İnanç ayrı bir şey, etnik köken ayrı bir şeydir. Sonucta Kürt‘sünüz ama inancınız Alevi‘dir, Ezidi‘dir, Sünni’dir; ya da başka bir inançtır. Bu inançların varlığı, bir gerceğin, bir ulusal aidiyetin yokluğu anlamına gelmez. Eğer Kürt iseniz Kürt‘sünüzdür, hangi inançtan olursanız olun, kürtlüğünüzden bir şey eksilmez! 
Söz konusu Yezidilik olunca bu sorunsal başka boyutta daha belirginleşiyor. Örneğin aleviler ile bazı solcular onlara Ezidi demeye önem veriyorlar. Tarihi bilgi eksikliği nedeni ile Yezidiliği, Emevi halifesi Muaviye oğlu Yezid ile ilişkilendirip, imam Hüseyin’in katili birine inanan insanlara yardım ediyor görünmemek için (!) Ezidi demeyi uygun görüyorlar! Yezidiler ile bu solcular da tersinden bu duruma sessiz kalarak onay veriyor. Tam bir Orta-Doğu uzlaşması yöntemi. Ne diyelim?


„Yezidiliğin kökenine ait bilgilerin eksikliğinden dolayı Yezidi dinini birçok araştırmacı, Yezidiler‟in en ulu ermişi olan Şeyh Adi ile başlatmaktadır. Şeyh Adi, yaklaşık olarak 1075 yılında Lübnan‟ın Beyt Far köyünde doğmuştur. Yezidiler‟e göre, Melek Tavus‟un ruhunu taşımaktadır. Yezidiler‟in iki kutsal kitabından ilki olan ve Yezidi dininin yasak ve kurallarını içeren Kitab el Cilve‟yi yazmıştır. Bir diğer önemli şahsiyet ise Yezidiler‟in kutsal kitaplarından ikincisi olan ve dünyanın yaratılışının anlatıldığı Mushaf ı Reş‟in yazarı Şeyh Hasan‟dır. (Laleş Uslu. Yezidiler üzerine Sosyo-Arkeolojik inceleme. Yüksek lisans tezi.Sy.6. Ayrıca Bkz.John S. Guest, Yezidilerin Tarihi Avesta Yayınları)

Laleş Uslu araştırmasında Yezidilik tanımı üzerine, kelime kökenini „Yezidi kelimesinin kökenine inildiğinde, aslının “Ezidi” olduğu ve Kürtçe “Allah yolunda gidenler” anlamına geldiği görülmektedir. 


Ezi: Tanrı, Allah 
Ezidi: Allah yolunda gidenler 
Eziditi: Yezidilerin inancı anlamına gelmektedir.“ diye açıklamaktadır.

Burada ilgi çekici olan, kavramın açıklamasından çok, bu kavramın kullanılışı konusundaki tavırdır. Yezidilere „Ezidi“ diyenler ile Ezidi denmesini belli nedenlerden dolayı uygun gören Yezidiler’in tutumudur. Kısaca Ezidiler kendilerine Yezidi deselerdi, bu guruplar onlara bu adı kullandıklarından dolayı yardım etmeyecekler miydi?

İşte aydınlanmayı kısmen tanımaya başlamış Türkiye Toplumuna Orta-doğu kurnazlığının sızdığı noktalardan biri. Doğru olanı, doğru olduğu için yapmak yerine, nereye ait olduğuna bakıp tavır almak!

Burada tüm sorumluluk ZED (Almanya Ezidi Meclisi) yöneticilerine, en başta da Dr. İrfan Ortaç’a aittir. Yani Nadia Murad’ın adını kullanarak bu kadar „gereksiz“ bir gösteriyi düzenlemek „becerisi“ ona ait. Kısaca en başta dediğim „Celladına aşık olmak“ semtromunu sergileyerek, bana da anımsatarak, tüm beklentileri anlamsız bir gösteriş uğruna boşa çıkartanlar, işte bu deyimi en çok hak edenlerdir.

Benim gibi bir çok insan da şaşkındı, kızgındı.

Yani onun icin hep sorduğum, her zaman da sormaya devam edeceğim soruyu tekrar soruyorum: Biz, ne zaman „celladına aşık olma“ hastalığından kurtulacagiz?


Emel Sanem /  4K-HABER

Zini Gediği Katliamı anması

8 Ağustos 1938 de köyünden, tarlasından, okulundan topladıkları, suçsuz/günahsız yaklaşık 100'e yakın insanı, saatlerce aç susuz yürüterek, « yasak bölge » ilan ettikleri Erzincan Zini Gediği'nde kurşuna dizdiler.

Cesetler kurda, kuşa, yılanlara yem oldu. Kendilerine bir mezar taşı ve kefen fazla görüldü.

Hukukdışı bir şekilde öldürülen atalım arımızın kemikleri hala açıkta durmaktadır. Ortada duran kemikler vicdanımızı sızlatmakta ve her gördüğümüzde yaramızı yeniden kanatmaktadır.

81 yıldır Zini'de -kefensiz ve mezarsız- yatmakta olan masumları anmak, açıkta duran kemiklerin DNA testlerinin yapılarak bizlere teslim edilmesi ve onları inancımızın gerektirdiği gibi defn etme talebimizi dillendirmek için, 8 Ağustos 2019 Perşembe günü saat: 15.00 de Erzincan'ın Kılıçkaya Köyünde biraraya geldik.

Zini Katliamını yapanları, göz yumanları, görmezden gelenleri lanetledik.

Zaman mağdurların, babasız, kocasız, sevgilisiz, kardeşsiz kalmışların yarasını nasıl sarmadıysa, faillerin yaptığı caniliğin üzerini de örtmedi. Bu ağır travma durumundan mağdurlar ve devlet olarak kurtulmak gerektiğini anmamızda dillendirdik.

Geleneksel olarak her yıl yapılan Zini Gediği anmamıza katılan, katkı sunan siyasi partilerimize, sendikalarımıza, odalarımıza ve tüm demokrasi güçlerimize desteklerinden dolayı şükranlarımızı sunuyoruz.

 

Zini Gediği İnisiyatifi
9.08.2019

 

 

 

 

Zeynep Enhas / 4K-HABER

Demirtaş’a Özgürlük kampanyası başlatılıyor

HDP’nin önceki dönem Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş için yarın sosyal medyada Demirtaş’a Özgürlük İnisiyatifi bir kampanya başlatıyor.

Türkiye saati ile 18:00’de başlayacak kampanyaya destek vermek isteyenlerin, sosyal medyada kendi fotoğrafının yanına #freeDemirtas yazarak paylaşmaları talep ediliyor.

Buna göre kampanyaya katılmak isteyenlerin bir A4 kağıdına #freeDemirtas yazmaları ve o kağıdı tutarak fotoğraf çekmeleri ve çektikleri fotoğraflarını #freeDemirtas hastagı altında paylaşmaları gerekiyor…

Tanınmış Alman araştırmacı- yazar Günter Wallraff kampanyaya destek vermek amacıyla bugün fotoğraflı bir mesajını paylaştı.

‘Günter Wallraf #freeDemirtas kampanyasini destekliyor’ mesajı sosyal medyada yoğun ilgi gördü.

Öte yandan Demirtaş İçin Özgürlük kampanyasını başlatılan inisiyatifte Wallraf gibi tanınmış yazarlar, aralarında Türkiye- Almanya İnsan Hakları Derneği’nin (TÜDAY) de olduğu sivil toplum örgütleri, gazeteciler, akademisyenler, siyasetçiler ve Demirtaş’ın kardeşi Süleyman Demirtaş’ın yer aldığı öğrenildi..

4K HABER

Silahların Kızkardeşliği (Soeurs d'Arme) Ekim'de gösterimde

Fransız gazeteci Caroline Fourest’in IŞİD'e karşı savaşan Kürt kadınlarla ilgili yeni uzun metraj filmi Ekim ayında gösterime girecek.

Silahların Kızkardeşliği: Kadınlar artık av değil, güçlü bir silah

Fransız gazeteci Caroline Fourest’in IŞİD'e karşı savaşan Kürt kadınlarla ilgili yeni uzun metraj filmi Ekim ayında gösterime girecek.

Soeurs d'Armes (Silahların Kızkardeşliği) filminin senaristi ve yönetmeni Caroline Fourest, Kürt savaşçılarını birleştiren şeyi, IŞİD'e karşı direnişlerini vurgulamak istediğini ​​söyledi.


K24'te yeralan habere göre Fourest, “Bu film, başta Yezidilerin başına gelenler ve genel olarak Kürt savaşçılarının ve Kürtlerinin en parlak cesaret öyküleriyle ve yaşadıkları karanlık hikayelerini anlatıyor” dedi.


“Bütün dünyanın, onların bizim için neler yaptığını bilmesini istiyorum” diyen Fouerst şöyle devam etti:
“Cihatçılar tarafından yıllarca hedef gösterildim ve çok sayıda arkadaşımı kaybettiğim 7 Ocak 2015'teki [Charlie Hebdo] dergisine yapılan saldırıdan sonra, yazarak ve kelimlerimle onlara karşı mücadele etme kararı aldım.”


IŞİD'lilerin vahşiliğinden ötürü öfkeli olduğunu, IŞİD'e karşı savaşanları desteklemek için cepheye gittiğini ifade eden Fourset şunları ifade etti:
"IŞİD'in kaçırdığı Yezidi kadınlarının ilk öyküleri ortaya çıktığında, nihayet kameranın arkasından nasıl faydalı olacağımı anladım. Bir film yapmaya karar verdim, ama hem yaşanılan savaşı, hem de orada savaşanları anlatmak istedim.


Film, hikayeyi birkaç açıdan anlatıyor: IŞİD'ten kaçan ve Kürt direnişine katılan, bir Kürt Peşmerge Albayı, bir Kürt gerilla komutanı, Zara adında genç bir Yezidi kadın ve aşırılık yanlısı gruba karşı mücadeleye katılan uluslararası gönüllüler olan iki Fransız kadın. Diğer yandan bu savaşta da gördüğümü şudur: Bu, kadınların artık savaş alanında avlanmadığı, güçlü bir silah olduğu ilk dönemdir.


Filmde, bir İtalyan anarşisti, eski bir Amerikan askeri, iki Fransız (bir Yahudi, Cezayir kökenli, diğer) ve diasporadan bir Kürt var.”

Film için maddi destek ararken zorlandığını belirten Fourest, “Finans ararken Vietnam üzerine yapılan 50 filmin tümü erkekler tarafından yapılan savaş filmleri olduğunu ve dünyanın kadınlar tarafından kazanılan bu özel savaş gibi, yine kadınlar tarafından yapılacak daha fazla filme ihtiyaç duyulduğunu aanlatmak için mücadele ettim” ifadelerini kullandı..


Irak Kürdistan'ında yaşanan referandumun sonuçlarına ilişkin olarak da bir değerlendirmede bulunan Fourset, "Kürtlerin terk edilmesi, tarihin tekrar eden bir trajedisi” dedi.


Fourest sözlerini “Filmler algıları değiştirebilir. Bu filmle umudum, dünyanın Kürtlerin bizim için yaptıklarını unutmamasıdır” diye tamamladı.

Öcalan, açlık grevlerinin sonuçlandırılmasını istedi

2 Mayıs'ta 8 yıl aradan sonra İmralı'da avukatlarıyla görüşen Abdullah Öcalan, açlık grevlerinin sonuçlandırılmasını istedi.

Abdullah Öcalan’ın avukatları, İstanbul Taksim Hill Otel'de basın açıklaması yaptı.

Asrın Hukuk Bürosu avukatlarının yaptığı açıklama şöyle:

KAMUOYUNA DUYURU

İçinden geçtiğimiz tarihi süreçte derin bir toplumsal uzlaşmaya ihtiyaç vardır.
Sorunların çözümünde her türlü kutuplaşma ve çatışma kültüründen uzak, demokratik müzakere yöntemine şiddetle ihtiyaç vardır.

Türkiye'nin ve hatta bölgenin sorunlarını, başta savaş olmak üzere, fiziki şiddet araçlarıyla değil, yumuşak güçle yani akıl, politik ve kültürel güçle çözebiliriz.

İnanıyoruz ki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) kapsamında Suriye'deki sorunların çatışma kültüründen uzak durularak; içinde bulundukları konumun, durumun Suriye'nin bütünlüğü çerçevesinde Anayasal güvenceye kavuşturulmuş yerel demokrasi perspektifinde çözüme ulaştırılması amaçlanmalıdır. Bu bağlamda Türkiye'nin hassasiyetlerine de duyarlı olunmalıdır.

Cezaevleri içindeki ve dışındaki arkadaşların direnişlerine saygı duymakla birlikte, sağlıklarını tehlikeye atacak ve ölümle sonuçlandıracak konumlara taşıracak noktaya taşımamalarını önemle belirtmek isteriz. Bizim için onların akli, fiziki ve ruhi sağlıkları her şeyin üstündedir. Ayrıca en anlamlı yaklaşımın zihinsel ve ruhi duruşun geliştirilmesiyle bağlantılı olduğuna inanıyoruz.

Bizlerin İmralı'daki duruşu, 2013 Newroz Bildirgesinde belirttiğimiz ifade tarzının daha da derinleştirerek ve netleştirerek sürdürme kararlılığındadır.

Bizim için onurlu bir barış ve demokratik siyaset çözümü esastır.

İmralı'daki duruşumuz nedeniyle merak eden, tavır koyan herkesi saygıyla anarken, yüksek bir teşekkürü de borç biliriz.
 
A. ÖCALAN     H. YILDIRIM    Ö. H. KONAR    V. AKTAŞ

Yazarlar

Türkülere, deyişlere sevdalı bir babanın kızı olduğum için çok şanslıyım. Türküler
Bir kelebeğe ömür armağan edenleri,İkrarına bend olan serden geçtilerimizi,Kefensiz / mezar
Erzincan /Mercan Surbahan ve çevre köyleri bir zamanlar Ermeni yerleşim bölgeleriydi. Dersimli
Süryani halkının yangınlarına değilse de yüreklerine su serpemediğimiz için utanıyorum.
Günümüzde Aleviler dahil olmak üzere Batını Dinlerce sayılan/kullanılan ne kadar kavram va
Egemenler her dönem kendi egemenliklerini destekleyen, egemenliklerinin ideolojik kılıfı olara
Raa Haqi/Riya Heqi ya da Hakikat Yolu’nun Takipçileri, yani Kürt-Kızılbaş Aleviler, yani De
"Gurbet içinde gurbeti kanıksatmak isterler bize.. Kanıksamayız, istemeyiz ve dert olmaya, diz
 Giresunlu Topal Osman Ağa'nın yeğeni olduğunu söyleyen "Şair-Yazar" Mehmet Şakir SARIBAYR
Design by JoomlaSaver
Cookies make it easier for us to provide you with our services. With the usage of our services you permit us to use cookies.
Ok