FEDA: Direnmekten başka seçenek yok
FEDA: Direnmekten başka seçenek yok
Maraşlı aydınlardan Kayyım tepkisi: Halkın iradesi gasp edilemez, kayyımlar gitmeli
Maraşlı aydınlardan Kayyım tepkisi: Halkın iradesi gasp edilemez, kayyımlar gitmeli
Dersim İnşa Kongresi: Maçoğlu'nun kampanyasını desteklemiyoruz
Dersim İnşa Kongresi: Maçoğlu'nun kampanyasını desteklemiyoruz
Emel Sanem - Bir anma gününün düşündürdükleri
Emel Sanem - Bir anma gününün düşündürdükleri
Zini Gediği Katliamı anması
Zini Gediği Katliamı anması
Demirtaş’a Özgürlük kampanyası başlatılıyor
Demirtaş’a Özgürlük kampanyası başlatılıyor
Silahların Kızkardeşliği (Soeurs d'Arme) Ekim'de gösterimde
Silahların Kızkardeşliği (Soeurs d'Arme) Ekim'de gösterimde
Öcalan, açlık grevlerinin sonuçlandırılmasını istedi
Öcalan, açlık grevlerinin sonuçlandırılmasını istedi
Selahattin Demirtaş - Enseyi karatmanın gereği yok
Selahattin Demirtaş - Enseyi karatmanın gereği yok
Nobel Barış Ödülü Nadia Murad ve Denis Mukwege’ye verildi
Nobel Barış Ödülü Nadia Murad ve Denis Mukwege’ye verildi
'SEMAH DERGİSİ' EYLÜL / EKİM SAYISI ÇIKTI
'SEMAH DERGİSİ' EYLÜL / EKİM SAYISI ÇIKTI
EDEBİYAT VE SANATIN SEVENLERİYLE BULUŞTUĞU BİR İLK
EDEBİYAT VE SANATIN SEVENLERİYLE BULUŞTUĞU BİR İLK
FEDA: Direnmekten başka seçenek yok

Yazılı bir açıklama yapan FEDA, “İşgalin tek ama tek bir nedeni vardır. O da halkların haklı ve meşru direnişi, örgütlü mücadelesi, toprağına ve geleceğine sahip çıkmasıdır” dedi.

Rojava’ya yönelik işgal saldırısının mücadele hattındaki safları netleştirdiğini belirten FEDA, “Bu işgal saldırısı karşısında Rojava halkı gibi direnmek ve mücadele etmekten başka seçeneği yoktur” diye kaydetti.

Açıklamada, “Rojava'da halklar işgale karşı direnmeyi seçmiş, çocuklarını-kadınlarını ve erkeklerini yeni yaşam inşasında yitirmiştir. Ve bedeli ne olursa olsun boyun eğmeyi reddetmiştir” ifadeleri kullanıldı.

FEDA, “Rojava'yı Sahiplenme ve Küresel Eylem Günü olarak belirlenen 12 Ekim günü bir ulusun varlığını hedef alan söz konusu AKP işgaline karşı ortak cephede mücadele etmek, Devrimden ve Demokrasi mücadelesinden yana olan her bireyin ve kurumun/örgütün omuzlarına binen bir yük olarak bu görev önümüzdedir ve sorumluluk bizdedir, hepimizdedir” dedi.

Maraşlı aydınlardan Kayyım tepkisi: Halkın iradesi gasp edilemez, kayyımlar gitmeli

Maraşlı aydın, gazeteci ve sanatçılar ortak bir açıklama yaparak, Diyarbakır, Mardin ve Van büyükşehir belediyelerine kayyım atanmasına sert tepki gösterdi.

Açıklamada, “Bu irade gaspını en az Maraş Katliamı kadar vahşi, Maraş Katliamı kadar kuralsız ve Maraş Katliamı kadar barbarca buluyoruz” denildi. 

Diyarbakır, Mardin ve Van büyükşehir belediyelerine kayyım atanmasına ve belediye eş başkanlarının görevlerinden alınmasına tepkiler devam ediyor.

Maraşlı aydın, gazeteci ve sanatçılar ortak bir açıklama yaparak, “Halkın iradesi gasp edilemez, kayyımlar gitmeli” dedi.

19 Ağustos’ta Türkiye’de yeni bir darbe yapıldığı belirtilen açıklamada, “Bu darbe Kürt halkına ve iradesine karşı yapılmıştır. Erdoğan 7 Haziran 2015’te yaşadığı yenilgiden bugüne; her gün, Kürt halkına ve demokrasi güçlerine karşı yoğun bir baskı uygulamaktadır. Bu baskılar, kayyım darbesiyle yeni bir aşamaya girmiş, Kürt halkının özgür oylarıyla seçilen belediye başkanları görevden alınarak halkımızın kazanımlarına ve iradesine el konulmuştur” ifadeleri yer aldı.

Kayyım saldırısına karşı başta Kürt halkı olmak üzere bütün demokrasi güçlerinin, büyük bir kararlılık ve inançla mücadele ettiğinin, bu darbeyi kabul etmediğinin hatırlatıldığı açıklamada şunlar kaydedildi:

“İktidar ise başlattığı saldırıları bütün olanak ve fırsatları kullanarak ve her cephede sürdürmekte bir beis görmemekte ve yalanlarla saldırılarının üstünü örtmeye çalışmaktadırlar. Demokratik değerleri koruyanlarla halkın iradesine ve demokrasiye darbe yapanlar arasında bir mücadele sürmektedir.

“BU İRADE GASPI EN AZ MARAŞ KATLİAMI KADAR VAHŞİ”

Bizler Maraşlı bir grup aydın, sanatçı, kurum yöneticisi, akademisyen, kanaat önderi, müzisyen, siyasetçi, yazar, şair ve ozan olarak büyük katliamlar yaşamış, soykırımlara uğramış bir toplumun hassasiyetlerinden hareketle, bu irade gaspını en az Maraş Katliamı kadar vahşi, Maraş Katliamı kadar kuralsız ve Maraş Katliamı kadar barbarca buluyoruz. Zulüm düzeninin zorbalığa dayalı bu saldırısını şiddetle reddediyor ve bu saldırıya karşı yapılan direnişe bütün güç ve olanaklarımızla katılacağımızı belirtmek istiyoruz.

“DAHA ETKİN TAVIR ALINMALI”

Bu saldırıya karşı demokrasi güçlerini daha güçlü ve kolektif mücadele yürütmeye çağırıyoruz. Uluslararası tüm demokratik kurumları daha etkin ve kararlı tavır almaya davet ediyoruz. Kayyımların gitmesini, halkın iradesiyle seçilmişlerin görevlerine dönmesini talep ediyoruz. Zorbalığa karşı haklılar kazanacaktır. Anaların direnişi güç kaynağımızdır.”

Metni imzalayan Maraşlı aydın ve sanatçıların isimleri şöyle:

1. AHMET KIZILER- YAZAR-ŞAİR/İSVİÇRE

2. AHMET KOCAMER- RADYO YOL EMEKÇİSİ/FİLANDİYA

3. AHMET DEĞER- KAŞANLILAR DERNEĞİ YÖNETİCİSİ/ALMANYA

4. ALİ KÖYLÜCE- YAZAR/ ALMANYA

5. ALİ USTA- GAZETECİ/YAZAR/ALMANYA

6. ALİ ÖZŞERİK- GAZETECİ/İSVİÇRE

7. ALİ MATUR- SANATÇI/İSVİÇRE

8. ALİ GENCER- İSVİÇRE SOSYALİST PARTİ ZÜRİH YÖNETİCİSİ

9. ALİ ORAK- HDP NURHAK ESKİ BELEDİYE BAŞKAN ADAYI/İSVİÇRE

10. AZİZ TUNÇ- YAZAR- SİYASETÇİ/ALMANYA

11. CEMO DOĞAN- SANATÇI/GAZETECİ/HOLLANDA

12. ÇAĞDAŞ TOPRAK- SANATÇI/İSVİÇRE

13. EDİBE GÖLGELİ- BASEL KANTON MİLLETVEKİLİ/İSVİÇRE

14. ELİF SONZAMANCI- GAZETECİ/ALMANYA

15. ERDAL ALIÇPINAR- GAZETECİ/ALMANYA

16. FİRAZ BARAN- YAZAR/GAZETECİ/ALMANYA

17. FIRAT İMİRZA- SANATÇI/ALMANYA

18. GARİP NURHAK- SANATÇI/ALMANYA

19. HAYDAR YILDIRIM- SANATÇI/ALMANYA

20. HATİCE ÇOBAN- VAN ESKİ BELEDİYE EŞ BAŞKANI/ALMANYA

21. HAYDAR GÜLÇİMEN- YAZAR/ALMANYA

22. HÜSEYİN BAKIR- GAZETECİ/ALMANYA

23. HÜSEYİN TORUN- YAZAR/İSVİÇRE

24. HÜSEYİN SUBAŞI- SANATÇI/ALMANYA

25. KENDAL MANIŞ- SANATÇI/İSVİÇRE

26. MAZLUM İŞCAN- AVUKAT/ İSVİÇRE

27. MAZLUM ALİ YILDIRIM/SANATÇI- İSVİÇRE

28. MEHMET SÖGÜT- YAZAR/İSVİÇRE

29. MEHMET ANTEPLİOĞLU-YAZAR

30. MUSTAFA ATICI- BASEL FEDERAL PARLAMENTO MİLLETVEKİLİ ADAYI/ SP GÖÇMENLER KOMİSYONU BAŞKANI/ESKİ KANTON PARLAMENTERİ

31. MUSTAFA SAKIZ-SANATÇI/ALMANYA

32. MUSTAFA BUNUL- PARİS PAZARCIK/ELBİSTAN HALK EVİ YÖNETİM KURULU ÜYESİ

33. MUSTAFA PAZARCIK- HDK/BELÇİKA

34. NİYAZİ BAKIR- DEDE/İSVİÇRE

35. İBRAHİM GÜMÜŞ- GAZETECİ/BELÇİKA

36. OZAN EMEKÇİ- SANATÇI/ALMANYA

37. OZ ALİGÜL DOĞAN- SANATÇI/FRANSA

38. ÖNER POLAT- GAZETECİ/İSVİÇRE

39. ORHAN ÖRGE-SANATÇI/ALMANYA

40. PİR HÜSEYİN BİLDİK-İNANÇ ÖNDERİ/ALMANYA

41. RESUL ERENLER- ALEVİ FEDERASYON YÖNETİCİSİ/HOLLANDA

42. REZZAN SOBİL- AVUKAT/ALMANYA

43. SALMAN ÖKMEN-KURUM YÖNETİCİSİ/ALMANYA

44. SERHAT MED- SANATÇI/ALMANYA

45. SULTAN MENGİ-YAZAR/FRANSA

46. ŞAH SULTAN-SANATÇI/ALMANYA

47. ŞÜKRÜ YILDIZ- GAZETECİ/ALMANYA

48. ŞAHİN BOZLAR- GAZETECİ/ALMANYA

49. TURAÇ SOMER- FEDA YÖNETİCİSİ/ALMANYA

50. VELİ İŞCAN – SANATÇI/FRANSA

51. ZEYNEP ENHAS- SANATÇI/TV PROGRAMCISI/ALMANYA

52. ZEYNEL ATEŞ- SANATÇI/ALMANYA

Aziz Tunç / 4K-HABER

Dersim İnşa Kongresi: Maçoğlu'nun kampanyasını desteklemiyoruz

Dersim İnşa Kongresi (DİK) yaptığı yazılı bir açıklama ile Kayyumdan kalan borçların ödenmesi amacıyla Dersim Belediyesi'nin başlattığı kampanyayı desteklemediklerini duyurdu.

‘’Eğer bir kampanya başlatılacaksa bu hırsızların borcunu ödemek için değil, Dersim’in dili, kültürü, inancı, doğası, canlılarının korunması ve yaşatılması için olmalıdır.’’ vurgusu yapılan açıklamanın tümü şöyle:

Dersim İnşa Kongresi'nden Basına ve Kamuoyuna

Dersim İnşa Kongresi (DİK), Dersim Belediyesi Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu tarafından başlatılan, ‘’Umudu birlikte büyütüp, geleceği yaratmak için kentimize sahip çıkıyoruz" başlığıyla ilgili yürütülen kampanyaya ilşkin ‘Basına ve Kamuoyuna’ adlı bir açıklama yaptı.

Gerek Dersim Belediyesi internet sitesinde ve gerekse Gazeteduvar ile Gazetepatika10.com’un yanı sıra sosyal medya üzeride başlatılan kampanyaya ilşkin DİK tarafından yapılan açıklamada ‘’Eğer bir kampanya başlatılacaksa bu hırsızların borcunu ödemek için değil, Dersim’in dili, kültürü, inancı, doğası, canlılarının korunması ve yaşatılması için olmalıdır.’’ denilerek özetle şu görüşlere yer verildi.

Öncelikle sorunun sağlıklı bir tahlili yapılmalıdır

Dersim Belediyesi internet sitesinde, ‘’Umudu birlikte büyütüp, geleceği yaratmak için kentimize sahip çıkıyoruz" başlığıyla bir kampanya başlattığını duyurdu. Açıklamada isim verilmese de kayyımın bıraktığı 68 milyon lira borç gerekçe gösteriliyor. Kürdistan illerinde kayyımların yarattığı tahribat ve yıkım tartışmasız doğrudur. Bir darbe sonucu el koydukları belediyeler hukuksuz bir şekilde yönetilmiş ve içi boşaltılmıştır.
2016 yılında DBP’li yüze yakın belediyeye el konuldu. 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde ise el konulan belediyelerin büyük çoğunluğu geri kazanıldı. Kayyımlar gitti, ancak geride büyük yıkım, yolsuzluk, enkaz, hırsızlık ve talan bırakıldı.
Bilindiği üzere Türkiye’de belediyeler rant kapısı olarak kullanılsa da, Kürdistan’da asıl amaç kayyımlar eliyle Kürt düşmanlığını yürütmektir. ‘’Çöktürme Eylem Planı’’ olarak bilinen konsept incelendiğinde bu gerçek daha iyi görülecektir.
Dersim hem maddi hem de manevi çöküşle karşı karşıyadır
Kayyım Dersim’e sadece maddi olarak zarar vermemiştir. En fazla tahribatı; Dersim’in kimliği, dili ve kültürel değerleri üzerinde yapmıştır. Kayyım Demokratik Güç Birliği döneminde asılan Dersim tabelasını indirmiş, çift dilli hizmete son vermiştir. Belediye Meclis kararıyla alınan Kırmanciki mahalle, park, sokak ve caddelere verilen isimleri rafa kaldırmıştır.
Kaldıki Dersim bu sorunları ilk kez yaşamıyor. Emek, Barış ve Özgürlük Güç Birliği, 2004 yılında Dersim belediyesini, CHP’den devraldığında belediyenin bilgisayarları dahi hacizliydi. İşçilerin maaş ve sosyal alacakları birikmiş, ödenmemişti. Araç otoparkı hurda halindeydi. O dönemin parasıyla, yani eski TL. ile 10 trilyon borç bırakılmıştı. Kayyım el koyduğu dönemde ise belediyenin kasasında 17 milyon 300 bin lira para vardı. 500 milyon ise devlet malzeme ofisine araç alımı için yatırılmıştı.

HDP’li belediyelerin izlediği yol örnek alınmalıdır

Dersim İnşa Kongresi olarak diyoruz ki; kayyımların sebep olduğu yıkımla mücadelede HDP’li belediyelerin izlediği yol örnek alınmalıdır. Dersim Belediyesi, hırsızların borcunu ödeyebilmek amacıyla yardım kampanyası başlatmadan önce bir komisyon kurmalı ve etkili bir soruşturma yürütmeliydi. Böyle bir yönteme başvuruldu mu? Bu yapıldıysa sonuç nedir, yapılmadıysa neden gereksinme duyulmadı?
Kayyım dönemine ait 68 milyon liralık borç, kalem kalem incelenip sonuçlarıyla halka açıklanmalıdır. HDP’li belediyelerin tümü bunu yaptı. Şişirilen faturalar tek tek incelenip yaptıkları yolsuzluklar halkla paylaşıldı ve suç duyurusunda bulunuldu. Dersim’de hhalkın parasını koruyan Mehmet Ali Bul, Nurhayat Altun ise şu an hapiste. Ancak belediyeyi 68 milyon lira borçlandıran kayyum Tuncay Sonel ise halen Dersim’de Vali olarak görev yapıyor. Bu borca neden olan Vali Soner hakkında suç duyurusunda bulunulmuş mudur? Bulunulmamışsa buna engel olan nedir?

Kampanyayı bu şekli ile desteklemiyoruz

Dersim İnşa Kongresi olarak; bu kampanyayı desteklemediğimizi, etik bulmadığımızı, Dersim halkı ve kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.
Belediye hayır kurumu ya da vakıf değil, bir hizmet kurumudur. Normal olan belediyelerin kaynak yaratıp ihtiyaç sahiplerine yardım etmesidir. İhtiyaç sahiplerinden yardım toplamak ise normal olmayandır.
31 Mart 2019 yerel seçimlerinde TKP Belediye başkan adayı, ‘’Söz yetki karar halka’’ sloganını kullanarak; ‘’su’’ ve ‘’kent içi ulaşımın’’ bedava olacağını söyleyip, ‘’işsizliği sıfırlayacağız, Dersim’i Türkiye’de model yapacağız’’ vadiyle seçimleri kazanmıştı. Bu kampanyadan görülüyor ki halka sorulmadığı gibi, belediye meclisinin kararına da ihtiyaç duyulmamıştır.

Hırsızların faturası Dersim halkına çıkartılamaz
Hırsızların faturası Dersim halkına çıkartılamaz. ‘’Umut’’ bu yolla sağlanamayacağı gibi, ‘’gelecek" de bu yöntem ile yaratılamaz. Doğru olan ise gerekçelere sığınmadan kayyımdan hesap sorup hizmet etmektir. Eğer bir kampanya başlatılacaksa; yoksul ve ihtiyacı olan insanlarımız için olmalıdır.
Bir kampanya başlatılacaksa hırsızların borcunu ödemek için değil, Dersim dili, kültürü, inancı, doğası, canlılarının korunması ve yaşatılması için olmalıdır.
Bu vesile ile bir kez daha; Dersim İnşa Kongresi; halkın yararına olan projeleri destekleyeceğini ve katkı sunacağını deklare eder.

DERSİM İNŞA KONGRESİ (DİK) / KONGRA AVAKIRNA DERSİMİ
13.08.2019 
Kaynak; Newededersim.com

Emel Sanem - Bir anma gününün düşündürdükleri

03.08.2019 Cumartesi günü Almanya‘nın Stuttgart kentinde Şengal Katliamı anıldı. Anma etkinliğine, 10.12. 2018 yılında Nobel ödülü alan Nadia Murad da konuşmacı olarak katıldı.

Toplantıya gelen herkes belli bir beklenti içinde idi. Öyle ya Nadia Murad konuşacak, Ezidilerin başına gelenleri bir kez daha duyuracak, kayıp çocuklardan söz edecek, tüm dünyayı bir kez daha uyaracaktı. Bu nedenle, ön sıralarda kayıp yakınları, ellerinde fotoğraflar, çocukların isimleri yazılı kartonlarla oturmuşlardı. Basın Nadia Murad’ı görüntülerken, onlara da ilgi gösterecek, böylece onların acıları da dile gelecekti. 

 

Basın mı dediniz? Ha evet onlar da orada idi ama görüntü almaları nerede ise yasaklanmıştı! Toplantıyı düzenleyenler, her nedense bu gecenin Nadia Murad’dan sonra ikinci asıl ögesi olan basına hiç yer vermemişti! Kayıp yakınları ile basın temsilcileri şaşkındı. Hatta, açılış konuşmasında ne kayıp yakınları; ne de gecenin onur konuğu olması gereken, binlerce Ezidi’nin yaşamını, kendi yaşamı pahasına kurtaran, bu nedenle de Avrupa’da nazilerden ölüm tehditleri alan Tobias Huch ile gazeteci Günter Völker’in adı geçmedi!


Tobias Huch, daha hic bir yardım kurumu Ezidiler‘in yaşadıklarından haberdar değilken, batılı bir araçtırmacı gazeteci Gunter Völkler ile, savas bölgesinde canını tehlikeye atarak,10.000 e yakın Ezidiye maddi manevi yardımda bulunmuş, bir çoğunun hayatını kurtarmış insanlardan bir tanesidir. Bir katilam anması yapılacak, insanların duyarlı olmaları sağlanacaktı ise, olayı bizzat yaşamış, canlı tanığı olmuş Avrupa’lı iki gazetecinin de konuşmacı olarak çağrılması gerekmez miydi?


Bırakın konusmacı olarak davet etmeyi, Ezidiler için onca fedakarlık yapan, hala da yapmaya devam eden, bu yüzden de sayısız ölüm tehtidleri alan Tobias Huch’a haber verirken „Gazeteci kimliğinle gel, basına ayırdığımız yerde otur, haberini yap.“ diye, Emir Kipi ile „yer gösteriliyor“. Bu nasıl bir görgüsüzlüktür, bu nasıl bir politik sıradanlıktır?


Evet, ne yazık ki Ezidiler, tarih boyunca, bir çok toplum gibi, baskı görmüş, katliamlarla karşı karşıya kalmıştır. 03.08.2014 Şengal katliamı da, tarihe binlerce insanın katledildiği, binlercesinin sonunun belli olmadığı bir kırım olarak, kara bir leke olarak geçmiştir. Bir çok kadın ile çocuk yaşta kızlarının Isid (DAESH) tarafından köle pazarlarında Sex Kölesi olarak satılması, bir çok çocuğun asimile edilmesi icin, müslüman ailelere verilerek, onlar tarafından yetiştirilme yöntemini, gerek Ermeni soy kırımı; gerekse Alevi katliamlarından cok iyi biliyoruz. 
İşte bu nokatada bu anma toplantısında, toplantıyı düzenleyenlerin tutumu ile bazı kurumların bukadar acıyı yaşamış bir halkın, gecmisinden bu yana yaşadıklarını kendi çıkarları için kullanmasını görmek de ayrı bir acı. 


Stutgart’taki toplantı, Anma Toplantısı değil de bir Ödül Töreni haline geldi, getirildi! 
Öyle ki, toplantıdaki anlaşılmaz formal düzenlemeler, kayıp yakınları, katliamdan kurtulan diğer insanlar bir yana, asıl konuşmacı Nadia Murad’ın varlığını, konuşmasının içeriğini bile gölgelemişti.


Stuttgart Belediye Başkanına Ezidilere yer verdiği için, Michael Blume’ye hırıstiyan olmayan dinlerle ilişki sorumlusu olduğu için, Theresa Schopper’e „Kadın satışına karşı girişim“ üyesi olduğundan ödül verilmesi fena değil tabi. Ama Ezidiler için yaşamını ortaya koyarak, onlara yapılanları tüm dünyaya duyuranlara yapılan saygısızlık değil de ne? Orada hala yakınlarının kurtarılmasını bekleyenleri anmamak saygısızlık değil de ne?


Kısaca Şengal’de Laliş’te olanlar, yaşananlar ikinci plana gitmiş, ödüller ile anlamsız övgüler ön plana çıkmıştı. Dahası, bu ödülleri alanlar ile salondaki bir çok yerel politikacı, IŞİD‘e giden silahların gitmesine karşı eylem yapan insanlara „aşırı“ gözü ile bakan insanlardı. Barzani Peşmergeleri’nin katliam öncesi, sabaha karşı hiç bir engelle karşılaşmadan çekilmesi sonrası yaşanan katliam, Peşmerge adına sürülmüş bir leke değilmiydi? Tüm dünyanın gözü önünde bu Peşmergeler orayı IŞİD canavarlarına teslim etmemişlermiydi? Aynı Barzani güçleri Kobane’de savaşan YPG li kadın savaşçılara terörist gibi davranmadı mıydı? Sorular, sorular…


Bütün bunlar, Türkiye’de sıkça kullanılan bir deyimi çağrıştırdı: Celladına aşık olmak.
Neden hep Celladımıza aşık oluruz? 
Bu soruyu kendime defalarca sormuşumdur. Evet, neden bu „Cellat aşkı Sendromu’ndan çıkamıyoruz? Nedir bizi bu kadar korkutan? Neden hep bizi kimliğimizi, kişiliğimizi, inancımızı bastırıp, ait olmadığımız bir kimliğe bürünmemizi sağlayanların gölgesi altındayız? En önemlisi de, bu gölgeden kurtulmaya calışanlara, neden kendi insanımız köstek olur, yollarına taş dökerler? 


Örneğin, CHP‘li Dersim alevilerini hiç anlayamıyorum. CHP‘lilerle bazı „solcuları“ da Ali‘li aleviler ile Ali’siz aleviler tanımlamalarına benzetiyorum. 
Tabi bu sadece alevilere özgü bir tutum değil, diğer toplumlarda da buna benzer davranışları gözlemlemek olasıdır, Örneğin Ezidiler „Biz Kürt değiliz!“ diyorlar. Oysa konuştukları dil Kürtçe. Ezidi inanci ile ulusal kimliklerini, bilerek isteyerek karıştırıyorlar gibi geliyor bana. İnanç ayrı bir şey, etnik köken ayrı bir şeydir. Sonucta Kürt‘sünüz ama inancınız Alevi‘dir, Ezidi‘dir, Sünni’dir; ya da başka bir inançtır. Bu inançların varlığı, bir gerceğin, bir ulusal aidiyetin yokluğu anlamına gelmez. Eğer Kürt iseniz Kürt‘sünüzdür, hangi inançtan olursanız olun, kürtlüğünüzden bir şey eksilmez! 
Söz konusu Yezidilik olunca bu sorunsal başka boyutta daha belirginleşiyor. Örneğin aleviler ile bazı solcular onlara Ezidi demeye önem veriyorlar. Tarihi bilgi eksikliği nedeni ile Yezidiliği, Emevi halifesi Muaviye oğlu Yezid ile ilişkilendirip, imam Hüseyin’in katili birine inanan insanlara yardım ediyor görünmemek için (!) Ezidi demeyi uygun görüyorlar! Yezidiler ile bu solcular da tersinden bu duruma sessiz kalarak onay veriyor. Tam bir Orta-Doğu uzlaşması yöntemi. Ne diyelim?


„Yezidiliğin kökenine ait bilgilerin eksikliğinden dolayı Yezidi dinini birçok araştırmacı, Yezidiler‟in en ulu ermişi olan Şeyh Adi ile başlatmaktadır. Şeyh Adi, yaklaşık olarak 1075 yılında Lübnan‟ın Beyt Far köyünde doğmuştur. Yezidiler‟e göre, Melek Tavus‟un ruhunu taşımaktadır. Yezidiler‟in iki kutsal kitabından ilki olan ve Yezidi dininin yasak ve kurallarını içeren Kitab el Cilve‟yi yazmıştır. Bir diğer önemli şahsiyet ise Yezidiler‟in kutsal kitaplarından ikincisi olan ve dünyanın yaratılışının anlatıldığı Mushaf ı Reş‟in yazarı Şeyh Hasan‟dır. (Laleş Uslu. Yezidiler üzerine Sosyo-Arkeolojik inceleme. Yüksek lisans tezi.Sy.6. Ayrıca Bkz.John S. Guest, Yezidilerin Tarihi Avesta Yayınları)

Laleş Uslu araştırmasında Yezidilik tanımı üzerine, kelime kökenini „Yezidi kelimesinin kökenine inildiğinde, aslının “Ezidi” olduğu ve Kürtçe “Allah yolunda gidenler” anlamına geldiği görülmektedir. 


Ezi: Tanrı, Allah 
Ezidi: Allah yolunda gidenler 
Eziditi: Yezidilerin inancı anlamına gelmektedir.“ diye açıklamaktadır.

Burada ilgi çekici olan, kavramın açıklamasından çok, bu kavramın kullanılışı konusundaki tavırdır. Yezidilere „Ezidi“ diyenler ile Ezidi denmesini belli nedenlerden dolayı uygun gören Yezidiler’in tutumudur. Kısaca Ezidiler kendilerine Yezidi deselerdi, bu guruplar onlara bu adı kullandıklarından dolayı yardım etmeyecekler miydi?

İşte aydınlanmayı kısmen tanımaya başlamış Türkiye Toplumuna Orta-doğu kurnazlığının sızdığı noktalardan biri. Doğru olanı, doğru olduğu için yapmak yerine, nereye ait olduğuna bakıp tavır almak!

Burada tüm sorumluluk ZED (Almanya Ezidi Meclisi) yöneticilerine, en başta da Dr. İrfan Ortaç’a aittir. Yani Nadia Murad’ın adını kullanarak bu kadar „gereksiz“ bir gösteriyi düzenlemek „becerisi“ ona ait. Kısaca en başta dediğim „Celladına aşık olmak“ semtromunu sergileyerek, bana da anımsatarak, tüm beklentileri anlamsız bir gösteriş uğruna boşa çıkartanlar, işte bu deyimi en çok hak edenlerdir.

Benim gibi bir çok insan da şaşkındı, kızgındı.

Yani onun icin hep sorduğum, her zaman da sormaya devam edeceğim soruyu tekrar soruyorum: Biz, ne zaman „celladına aşık olma“ hastalığından kurtulacagiz?


Emel Sanem /  4K-HABER

Zini Gediği Katliamı anması

8 Ağustos 1938 de köyünden, tarlasından, okulundan topladıkları, suçsuz/günahsız yaklaşık 100'e yakın insanı, saatlerce aç susuz yürüterek, « yasak bölge » ilan ettikleri Erzincan Zini Gediği'nde kurşuna dizdiler.

Cesetler kurda, kuşa, yılanlara yem oldu. Kendilerine bir mezar taşı ve kefen fazla görüldü.

Hukukdışı bir şekilde öldürülen atalım arımızın kemikleri hala açıkta durmaktadır. Ortada duran kemikler vicdanımızı sızlatmakta ve her gördüğümüzde yaramızı yeniden kanatmaktadır.

81 yıldır Zini'de -kefensiz ve mezarsız- yatmakta olan masumları anmak, açıkta duran kemiklerin DNA testlerinin yapılarak bizlere teslim edilmesi ve onları inancımızın gerektirdiği gibi defn etme talebimizi dillendirmek için, 8 Ağustos 2019 Perşembe günü saat: 15.00 de Erzincan'ın Kılıçkaya Köyünde biraraya geldik.

Zini Katliamını yapanları, göz yumanları, görmezden gelenleri lanetledik.

Zaman mağdurların, babasız, kocasız, sevgilisiz, kardeşsiz kalmışların yarasını nasıl sarmadıysa, faillerin yaptığı caniliğin üzerini de örtmedi. Bu ağır travma durumundan mağdurlar ve devlet olarak kurtulmak gerektiğini anmamızda dillendirdik.

Geleneksel olarak her yıl yapılan Zini Gediği anmamıza katılan, katkı sunan siyasi partilerimize, sendikalarımıza, odalarımıza ve tüm demokrasi güçlerimize desteklerinden dolayı şükranlarımızı sunuyoruz.

 

Zini Gediği İnisiyatifi
9.08.2019

 

 

 

 

Zeynep Enhas / 4K-HABER

Demirtaş’a Özgürlük kampanyası başlatılıyor

HDP’nin önceki dönem Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş için yarın sosyal medyada Demirtaş’a Özgürlük İnisiyatifi bir kampanya başlatıyor.

Türkiye saati ile 18:00’de başlayacak kampanyaya destek vermek isteyenlerin, sosyal medyada kendi fotoğrafının yanına #freeDemirtas yazarak paylaşmaları talep ediliyor.

Buna göre kampanyaya katılmak isteyenlerin bir A4 kağıdına #freeDemirtas yazmaları ve o kağıdı tutarak fotoğraf çekmeleri ve çektikleri fotoğraflarını #freeDemirtas hastagı altında paylaşmaları gerekiyor…

Tanınmış Alman araştırmacı- yazar Günter Wallraff kampanyaya destek vermek amacıyla bugün fotoğraflı bir mesajını paylaştı.

‘Günter Wallraf #freeDemirtas kampanyasini destekliyor’ mesajı sosyal medyada yoğun ilgi gördü.

Öte yandan Demirtaş İçin Özgürlük kampanyasını başlatılan inisiyatifte Wallraf gibi tanınmış yazarlar, aralarında Türkiye- Almanya İnsan Hakları Derneği’nin (TÜDAY) de olduğu sivil toplum örgütleri, gazeteciler, akademisyenler, siyasetçiler ve Demirtaş’ın kardeşi Süleyman Demirtaş’ın yer aldığı öğrenildi..

4K HABER

Silahların Kızkardeşliği (Soeurs d'Arme) Ekim'de gösterimde

Fransız gazeteci Caroline Fourest’in IŞİD'e karşı savaşan Kürt kadınlarla ilgili yeni uzun metraj filmi Ekim ayında gösterime girecek.

Silahların Kızkardeşliği: Kadınlar artık av değil, güçlü bir silah

Fransız gazeteci Caroline Fourest’in IŞİD'e karşı savaşan Kürt kadınlarla ilgili yeni uzun metraj filmi Ekim ayında gösterime girecek.

Soeurs d'Armes (Silahların Kızkardeşliği) filminin senaristi ve yönetmeni Caroline Fourest, Kürt savaşçılarını birleştiren şeyi, IŞİD'e karşı direnişlerini vurgulamak istediğini ​​söyledi.


K24'te yeralan habere göre Fourest, “Bu film, başta Yezidilerin başına gelenler ve genel olarak Kürt savaşçılarının ve Kürtlerinin en parlak cesaret öyküleriyle ve yaşadıkları karanlık hikayelerini anlatıyor” dedi.


“Bütün dünyanın, onların bizim için neler yaptığını bilmesini istiyorum” diyen Fouerst şöyle devam etti:
“Cihatçılar tarafından yıllarca hedef gösterildim ve çok sayıda arkadaşımı kaybettiğim 7 Ocak 2015'teki [Charlie Hebdo] dergisine yapılan saldırıdan sonra, yazarak ve kelimlerimle onlara karşı mücadele etme kararı aldım.”


IŞİD'lilerin vahşiliğinden ötürü öfkeli olduğunu, IŞİD'e karşı savaşanları desteklemek için cepheye gittiğini ifade eden Fourset şunları ifade etti:
"IŞİD'in kaçırdığı Yezidi kadınlarının ilk öyküleri ortaya çıktığında, nihayet kameranın arkasından nasıl faydalı olacağımı anladım. Bir film yapmaya karar verdim, ama hem yaşanılan savaşı, hem de orada savaşanları anlatmak istedim.


Film, hikayeyi birkaç açıdan anlatıyor: IŞİD'ten kaçan ve Kürt direnişine katılan, bir Kürt Peşmerge Albayı, bir Kürt gerilla komutanı, Zara adında genç bir Yezidi kadın ve aşırılık yanlısı gruba karşı mücadeleye katılan uluslararası gönüllüler olan iki Fransız kadın. Diğer yandan bu savaşta da gördüğümü şudur: Bu, kadınların artık savaş alanında avlanmadığı, güçlü bir silah olduğu ilk dönemdir.


Filmde, bir İtalyan anarşisti, eski bir Amerikan askeri, iki Fransız (bir Yahudi, Cezayir kökenli, diğer) ve diasporadan bir Kürt var.”

Film için maddi destek ararken zorlandığını belirten Fourest, “Finans ararken Vietnam üzerine yapılan 50 filmin tümü erkekler tarafından yapılan savaş filmleri olduğunu ve dünyanın kadınlar tarafından kazanılan bu özel savaş gibi, yine kadınlar tarafından yapılacak daha fazla filme ihtiyaç duyulduğunu aanlatmak için mücadele ettim” ifadelerini kullandı..


Irak Kürdistan'ında yaşanan referandumun sonuçlarına ilişkin olarak da bir değerlendirmede bulunan Fourset, "Kürtlerin terk edilmesi, tarihin tekrar eden bir trajedisi” dedi.


Fourest sözlerini “Filmler algıları değiştirebilir. Bu filmle umudum, dünyanın Kürtlerin bizim için yaptıklarını unutmamasıdır” diye tamamladı.

Öcalan, açlık grevlerinin sonuçlandırılmasını istedi

2 Mayıs'ta 8 yıl aradan sonra İmralı'da avukatlarıyla görüşen Abdullah Öcalan, açlık grevlerinin sonuçlandırılmasını istedi.

Abdullah Öcalan’ın avukatları, İstanbul Taksim Hill Otel'de basın açıklaması yaptı.

Asrın Hukuk Bürosu avukatlarının yaptığı açıklama şöyle:

KAMUOYUNA DUYURU

İçinden geçtiğimiz tarihi süreçte derin bir toplumsal uzlaşmaya ihtiyaç vardır.
Sorunların çözümünde her türlü kutuplaşma ve çatışma kültüründen uzak, demokratik müzakere yöntemine şiddetle ihtiyaç vardır.

Türkiye'nin ve hatta bölgenin sorunlarını, başta savaş olmak üzere, fiziki şiddet araçlarıyla değil, yumuşak güçle yani akıl, politik ve kültürel güçle çözebiliriz.

İnanıyoruz ki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) kapsamında Suriye'deki sorunların çatışma kültüründen uzak durularak; içinde bulundukları konumun, durumun Suriye'nin bütünlüğü çerçevesinde Anayasal güvenceye kavuşturulmuş yerel demokrasi perspektifinde çözüme ulaştırılması amaçlanmalıdır. Bu bağlamda Türkiye'nin hassasiyetlerine de duyarlı olunmalıdır.

Cezaevleri içindeki ve dışındaki arkadaşların direnişlerine saygı duymakla birlikte, sağlıklarını tehlikeye atacak ve ölümle sonuçlandıracak konumlara taşıracak noktaya taşımamalarını önemle belirtmek isteriz. Bizim için onların akli, fiziki ve ruhi sağlıkları her şeyin üstündedir. Ayrıca en anlamlı yaklaşımın zihinsel ve ruhi duruşun geliştirilmesiyle bağlantılı olduğuna inanıyoruz.

Bizlerin İmralı'daki duruşu, 2013 Newroz Bildirgesinde belirttiğimiz ifade tarzının daha da derinleştirerek ve netleştirerek sürdürme kararlılığındadır.

Bizim için onurlu bir barış ve demokratik siyaset çözümü esastır.

İmralı'daki duruşumuz nedeniyle merak eden, tavır koyan herkesi saygıyla anarken, yüksek bir teşekkürü de borç biliriz.
 
A. ÖCALAN     H. YILDIRIM    Ö. H. KONAR    V. AKTAŞ

Selahattin Demirtaş - Enseyi karatmanın gereği yok

Tamam, çok da “neşeli günlerden” geçmediğimiz doğru. Ama bu gibi dönemlerde topluma öncülük etmesi beklenen aydın, sanatçı, akademisyen, siyasetçi çevrelerindeki yaygın karamsarlığı, kötümserliği anlamak da mümkün değil. Baskı ve zorbalık uygulamaları ile tarihte ilk kez karşılaşan insanın şaşkınlığını yaşamanın da alemi yok.



Yakın geçmişimiz dahil, insanlık tarihi bunun daha beterlerinin sayısız örnekleriyle doludur. Zulüm payidar olduğunda direniş olmuş, direniş olunca da zulüm bitmiştir. Direniş ne kadar erken ve büyük olmuşsa, zulmün ömrü o kadar kısa olmuştur. Bunun ülkemizde de böyle olacağını bilmek için kahin olmaya gerek yok. Ancak insan bu karamsarlık halini görünce yine de hayret ediyor işte. Lazım olduğunda kullanmayacaksak ayrıca, bu kadar şiiri, romanı, tarihi, bilimi niye okuyoruz; bu kadar direniş geleneğini niçin öğreniyoruz?

“Yürü üstüne üstüne

Tükür yüzüne celladın…” diyen Ahmed Arif’i;

“Yani içeride on yıl, on beş yıl

daha da fazlası hatta

geçirilmez değil

geçirilir

kararmasın yeter ki

sol memenin altındaki cevahir” diyen Nâzım’ı ne diye okuyoruz peki?

Zor günlere hazırlık olsun diye okuyorsak, tam da o günlerdeyiz işte. Enseyi karatmanın gereği yok. Mevcut faşizan düzene itiraz eden, isyan eden milyonların varlığından emin olmamıza rağmen, bu potansiyele öncülük yapmaktan imtina etmek “ilerici” duruşa sahip hiç kimseye yakışmaz.

1536 yılının İsviçre’sinde, dinde reform yapsın diye “papaz hatip” mezunu bir din adamı olan Calvin, Cenevre’ye davet edilir. Kilise meclisinin yaptığı bu davete uyan Calvin, daha sonra başlattığı “reform” hareketi ile Cenevre’de tam bir diktatörlük inşa eder.

Onun döneminde çıkarılan “KHK”ler ile kadınların elbise boylarından elbise fırfırlarına, yenilmesi uygun olan “caiz yemekler” listesine; kutsal olmayan şarkıların yasaklanmasından, çerez-marmelat türü şeylerin günah ilan edilmesine kadar günlük yaşama dair birçok düzenleme kilise meclisince yayınlanır.

 Tiyatro, eğlence, halk şenlikleri, dans, buz pateni, papaz kıyafetine benzemeyen bütün kıyafetler; erkeklere uzun, saç kadınlara kabartılmış kıvrılmış saç, altın ya da gümüş takı, düğme, şerit, dantelli başlık, eldiven, açık ayakkabı; kümes hayvanları, yerli halkın lokantada yemek yemesi; her türlü sanat, azizlerin resim ve heykelleri, müzik, İncil’de geçmeyen çocuk isimleri, Paskalya ve Noel kutlamaları; Calvin’e yönelik her türlü eleştiri ve daha yüzlerce yasak için yeni “KHK”ler çıkarılır (Kış lastiğine dair KHK ise çok çok sonraları bir başka ülkede yayımlanacaktır).

Reform yapsın diye kendi elleriyle getirdikleri Calvin 25 yıllık iktidarında Cenevrelileri tam anlamıyla karanlığa boğar. Calvin döneminin etkileri sonraki 2 yüzyıla da sirayet eder. Bu 2 yüzyılda, Cenevre’de üretilmiş neredeyse tek bir sanat veya edebiyat eseri yoktur. Çünkü Calvin’e karşı toplumsal bir direniş geliştirilememiştir. Aynı zamanda Calvin’in arkadaşları olan Michele Serveto ve Sebastian Castellio dışında kimse itiraz etmeye cesaret edememiştir. İtiraz tekil olunca Calvin, Serveto’yu diri diri yaktırmış, Castellio’yu ise ömrünün sonuna kadar sefaletle, açlıkla “terbiye etmeye” çalışmıştır.

Bizde ise halkın ekseriyeti mevcut baskı düzenine kesinlikle karşıdır ve kabul etmemekte, boyun eğmemekte kararlıdır. ‘Bu halktan bir şey çıkmaz’ diyenler, halkın gücünü hafife alanlar geleceği asla inşa edemezler.

1619 yılında Fransa’da patates yasaklanır (evet, bildiğiniz patates). Çünkü patatesin cüzzama neden olduğuna inanılır. Oysa cüzzam Avrupa’nın en eski hastalığıydı. Patates ise sadece bir asır önce, 1500’lü yılların başında Peru’dan gelmişti Avrupa’ya. İşte bu Fransızlar, yani kıtlıktan, açlıktan kırılırken bile patates yemeyen Fransızlar, 1789’da dünya tarihinin en büyük devrimlerinden birine imza attılar

Her halükarda halka, özgücümüze güvenerek, her gün umudu büyütmek ve zulme karşı direnmenin öncüsü olmak zorundayız. Kötülük ve zalimlik ancak uygun ortamlarda yayılır. Bunlar için en uygun ortam da korku iklimidir. Korkuya teslim olmadan, bedel ödemeyi de göze alarak iyiliği, özgürlüğü her koşulda savunmak tarihi misyonumuz, borcumuzdur.

Mitolojiye göre yaratılan ilk kadın Pandora’dır. Prometheus ateşi çalıp insanlara verince, tanrıların tanrısı Zeus öfkeden çıldırır ve insanları cezalandırmak için güzel bir kadın yapılması emrini verir. Bu görevi ateş tanrısı Hephaistos yerine getirir. Tanrılar Pandora’yı yaratıp muhteşem güzelliklerle süsledikten sonra onu Prometheus’un kardeşi Epimetheus’a eş olarak yeryüzüne yollarlar. (Plana bak!) Yani Pandora, Prometheus’un yengesidir artık. Bu arada tanrılar bütün acıları, kötülükleri bir fıçıya doldurmuş, fıçıyı da Pandora’ya vermişlerdir. İçini merak ettiği için Pandora fıçıyı açar (zaten açsın diye vermişlerdir ya) bütün üzüntüler, felaketler fıçıdan dünyaya yayılır. Fıçının içinde sadece “umut” kalır. Yerini biliyoruz en azından. Pandora’nın Kutusu’ndan kötülük yayıldı diye panikleyeceğimize, kutudaki umudu çıkaralım yeter. O da yayılıyor çünkü.

Siz kimsiniz de bu düzeni değiştireceksiniz diye soran olursa; “Fakiriz biz olum! Bir elimizle pantolonumuzu tutmazsak düşüyor. İki elimizi birden kaldıramıyoruz; teslim olmayı da bilmiyoruz o nedenle. Ayrıca Nâzım yazmış şiirimizi, Yılmaz çekmiş filmimizi zaten, halkız biz ulan!” deyiverin.

Bir de benden “selam” söyleyin, tanır beni.

Nobel Barış Ödülü Nadia Murad ve Denis Mukwege’ye verildi

2018 Nobel Barış Ödülü, Êzidî Kürd insan hakları savunucusu Nadia Murad ve Kongolu jinekolog Dr. Denis Mukwege’ye verildi.

2018 Nobel Barış Ödülü, tecavüzün savaşlarda bir silah olarak kullanılmasını engellemek amacıyla yürüttükleri çalışmalardan dolayı Kongolu jinekolog Dr. Denis Mukwege ve Êzidî insan hakları savunucusu Nadia Murad'a verildi.

Nobel Ödülü'yle ilgili yapılan açıklamada, "Her ikisi de bu tarz savaş suçlarına dikkat çekilmesine ve bunlarla mücadele edilmesine odaklanan çabalara önemli katkılar yaptı" denildi.

Nadia Murad Kimdir?

2014’te DEAŞ militanları tarafından Irak’taki köyünden kaçırılıp cinsel seks kölesi yapılan Ezidi aktivist Nadia Murad Nobel Barış Ödülü'nün sahibi oldu. Nadia Murad 12 ay süren esaretin sonunda Musul kurtarıldıktan sonra köyüne dönmüştü.

Şengal’de kaçırılan 6 bin 300 kadın ve genç kızdan biri olan Murad, Şengal’in yakınlarındaki Koço köyü sakinlerindendi. 400 bin Ezidi'nin yaşadığı bölgede kaçırılanlar arasında yer alan Murad, aylarca örgüt mensupları tarafından Musul'da cinsel saldırı ve işkenceye maruz kaldı.

BM'DE GÖREV YAPIYOR

Nobel Barış Ödülü'nü alan Murad, George Clooney'in eşi Amal Clooney ile BM'de yaşadıklarını anlatmış, bir kitap yazmış ve BM İyi Niyet Elçisi olmuştu. 23 yaşındaki genç kız halen Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi'ne (UNODC) çalışıyor ve insan ticareti mağdurlarının sorunları ile ilgileniyor.

AĞUSTOS AYINDA NİŞANLANDI

Ezidi Kürt aktivist Nadia Murad aradığı aşkı geçtiğimiz günlerde Almanya'da bulmuştu. Nadia ailesiyle birlikte Almanya'ya yerleştikten sonra burada hayatının aşkını da bulan Ezidi Kürt aktivist, ABD ordusunda tercüman olarak çalışan ve genç kızın yeniden hayata dönmesinde büyük rol oynadığı belirtilen Abid Shamdeen ile nişanlanmıştı.

 

4K-HABER MERKEZİ

'SEMAH DERGİSİ' EYLÜL / EKİM SAYISI ÇIKTI

Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) tarafından her iki ayda bir düzenli olarak yayımlanan ‘Semah Dergisi’ nin Eylül / Ekim sayısı çıktı.



 Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) tarafından her iki ayda bir düzenli olarak yayımlanan ‘Semah Dergisi’ nin Eylül / Ekim aylarını kapsayan 41. Sayısı ‘Kerbeladan Günümüze Evlâd-ı Kerbelâ'yık; Bî-Hatayık; Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir" manşeti ile okuyucusuyla ile buluştu.

6 Yıldır FEDA tarafından düzenli olarak yayımlanan Semah Dergisi’nin 41. Sayısını yayına hazırlayanlar ve yayın kurulu ise Ayten Şimşir, Ali Köylüce, İrfan Dayıoğlu, Hüsnü Çavuş, Jinda Deniz, Demir Çelik, Şahin Polat ve Şenol Hantekin oldular.

Almanya başta olmak üzere, Fransa, Avusturya, İngiltere ve İsviçre gibi Alevilerin yoğun olarak yaşadıkları ülkelerde gerek ‘Temsilcilikleri’ ve gerekse Dergahları aracılığı ile dağıtımı yapılan ‘Semah Dergisi’ne özellikle Almanya'nın bir çok kentinde FEDA’ya bağlı Dergahlardan ulaşmak mümkün.

Her zaman olduğu gibi Semah Dergisi sahifelerinde bu sayısında yine dolu ve oldukça güncel-aktüel konulara yer vermiş; ‘Kerbela olayı, Oruç ve Aşura’nın yanı sıra; Alevi örgütlenmeleri, Yaşadığımız dem, Pir yol ve erkanı bilmek, Kerbela ve Kadın, Yaşayan Alevi inancı ve bir süre önce aramızdan ayrılıp hakka yürüyen Meryem Deprem ile ilgili yazılar ile Semah Panaromada Alevilerin gündemi, sorunları vb konular içermekte..

Yine ‘Semah Dergisi’ 41. Sayısında birbirinden ilginç önemli makaleler, FEDA bünyesinde hizmet veren dergahlar ile (ülke ve diaspora dahil) bir bütün olarak Alevilerin gündemi, sorunları, çözüm önerileri, üzerindeki baskılar, asimilasyon politikaları ile diğer ‘Musayip’ dergahların faaliyetleri bulunuyor.

Kapağına, Kerbela ve Dersim Soykırımı ile ilgili bir fotoğraf ekleyen ‘Semah Dergisi‘ araştıma vb yazıları dahil, yorum ve haberleri ile 41. Sayıya katkı sunanlar ise aşağıda adı geçen Pirler, Analar, araştırmacılar ve yazarlardan oluşuyor;

Erdoğan YALGIN; İmam Hüseyin, Oruç, Aşure ve Bazı Tarihsel Gerçeklikler

Hüsnü ÇAVUŞ; Alevilerin Kerbela’ya Ağlaması Bir Çelişkimidir?

Zeynel KETE; Yaşadığımız Dem

Ferhat KIZILIRMAK; Alevi Örgütlerinin Seçim Politikaları ve Stratejileri

Dilşah DENİZ; Aleviliğin Türk İslam Sentezine Uyarlı Yeniden İnşası, Üretilen Yazılı Kaynaklar ve BU Aşamada Akademianın Rolü Üzerine

Şenol HANTEKİN; Pirini Bilmek Kendini ve Hakikatı Bilmektir

Mehmet KABADAYI; Kerbeladan Günümüze Katliamlar Kronolojisi

Ayten ŞİMŞİR; Kerbela ve Kadın

Hüseyin OZAN; Ulus Devlet Kıskacında Raa Haqi, Hak Yol Toplumsallığı

Ali KÖYLÜCE; Yaşayan Alevi İnancında Kerbela, Matem, Aşure ve Değerler

Can KASAPOGLU; Semah Panaroma

Nuray BAYINDIR-İrfan DAYIOĞLU; Meryem Deprem Anayı Kaybettik

Zeynep SEVİNÇ; Sirac-ı Ölüm!

Derginin Yazışma ve isteme Adresi ise şöyle;
Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Semah Dergisi
Overfeldweg 34a
51371 LEVERKUSEN / Almanya

newededersim.com

EDEBİYAT VE SANATIN SEVENLERİYLE BULUŞTUĞU BİR İLK

Gül Güzel, Stuttgart, 16.09.2018

Komünist, Kürt, Kızılbaş, Kadın kollektifi Stuttgart’ta bir ilke imza attı.

4K Kollektifi olarak 16 Eylül’de Stuttgart, Bruckwiesenweg 10, ABZ merkezinin salonunda düzenlediği ‘’İmza ve Tanışma günü’’ne edebiyat ve sanat severler katılarak, anlamlı bir gün yaşadılar. Devrim şehitlerinin bir dakikalık anılmasından sonra başlayan programın zenginliği kadar, renkliliği ve bu şekliyle bir ilki teşkil etmesi oldukça anlamlıydı. Programın sunuculuğunu yapan Ayten Şimşir okuduğu şiir ve metin ile, 4K insiyatifinin de amaç ve hedef çizgisini belirledi.

4K kollektifi, doğdukları topraklarda inkarcı siyasal sistem, egemen ulus, egemen din, ve egemen eril güç tarafından çeşitli biçim ve boyutlarda ezilen KÜRT, KIZILBAŞ, KOMÜNİST ve KADIN kimliklerine ait, Avrupa’da yaşamak zorunda kalan bir grup insanın gönüllü birliği ile oluşan mücadele platformudur. Resmi ideolojinin adı geçen kimliklere karşı yürüttüğü ve soykırıma varan savaşa karşı yürütülen özgürlük ve sınıf mücadelesi sonucunda Dünya’nın dört bir tarafına yayılmış, birbirinden kopuk durumda yaşayan, adeta Don Kişot misali üretim mücadelesi veren, sanatçı, yazar ve gazeteciler olarak; kendi çalışmalarımızı eser ve yapıtlarımızı kapitalist medya ve üretim ilişkilerine alternatif olarak  paylaşmamız önündeki engelleri aşmak için kurduğumuz ‘’4K İnsiyatifi ‘’ olarak tüm dost ve yoldaşlarımızla  emeklerimizi birleştirmek ve paylaşmak için bu gün buradayız ! ‘’Emek en yüce değerdir, bizler emeklerimizi pay ederek çoğaltmayı hedefliyoruz’’ ilkesi ile yola çıkan arkadaşlarımız bu düşünce ekseninde ilk olarak www.4k-haber.com sitesinde bir ön çalışma yaparak, üreten dostların eserlerini tanıtma da öncelik edecek bir haber kollektifi sitesi kurduk. 4K; BM ve EU tarafından tanımlanmış hükümetler ve siyasal odaklardan bağımsız kendi insiyatifinde bir kurum olmayı hedeflemektedir. 4K; pozitif ayrımcılığı temel ilke edinerek bu ayrımcılığı cinsler arasından ezen ve ezilen ilişkisinde görür ve tavır almayı hedefler. Pozitif ayrımcılık ilkesi ekseninde, başta Kadınlar, Kürtler, ve Aleviler için mücadele eden parti ve örgütler olmak üzere, ezilen halklar için eşitlik ve özgürlük mücadelesi veren kurum / kuruluşlarla iş birliği yapmayı hedeflemektedir.

‘’İşssizlerin, Ezilenlerin, Yoksulların, Acı çekenlerin, Ötekileştirilenlerin, Çöplükten ekmek toplayan yoksulların, At izinin it izine karıştığı,Seçim meydanlarında; Öldürülen çocukların analarının yuhalandığı; İktidar saldırılarının her geçen gün arttığı; Babaların ölen çocuklarını sırtında taşıdığı, İşçilere köleliğin dayatıldığı, Suçsuz insanların zindanlarda tutulduğu; Polisin gaz fişeklerinin çocuklarımızın kafasında patladığı; Öldürülen gençlerimizin acılarına yüreklerimizin yandığı; Hırsızlığın, Yalancılığın, Sahtekarlığın, İkiyüzlülüğün,  Utanmazlığın her türünün devletçe yaşatıldığı, halkların ortak mirası mal varlıklarına el konduğu  soysuz bir dönemden geçiyoruz !!

Şiddete, Baskılara, Gericiliğe, Sömürüye, Eşitsizliğe, Yolsuzluklara, Her türlü haksızlığa karşı durmak zorundayız !!

Karşı durmazsak eğer tehlikededir; İşimiz, Ekmeğimiz, Aşımız, Özgürlüğümüz!, Çocuklarımızın geleceği, Yaşam hakkımız tehlikededir!!!

Karşı durmazsak eğer tehlikededir; Kır çiçekleri, Kırmızı karanfil, Dalındaki kiraz, Yumurtadaki civciv, Kitaplar, Şiirler, Sanat,Ve bizi biz yapan kültürümüz; Tehlikededir; Özgür kuşlar, Yarin yanağı!! Hepimiz, hepiniz... Karşı durmadığımız, görmezden geldiğimiz her türlü haksızlık birlikte mücadele etmediğimiz zaman birgün bizi bulacaktır!!! ( RAGIP ÖZCAN)

Yazarlar tanıtıldı

Sunucu Ayten Şimşir, ‘’Emek en kutsal değerdir dedik ve yola çıktık, bugün sizlerle birlikte emeğimizi pay etmek için bir aradayız, Hoşgeldiniz dostlar’’ dedikten sonra programa katılan yazarları takdim ederek, sahneye çağırdı. Yazarlar olarak programa katılan Yurdagül Kılınç, Hasan Sağlam, Ali Usta, Can Kasapoğlu, Ozan Emekçi ve Gül Güzel kitaplarının kısa tanıtımını yaparak, kurdukları standlarda okuyucularıyla buluştular, kitaplarını imzaladılar. Heykeltraş Doğan Demir canlı performansı ile  Seyid Rıza’ın yumuşak kilden heykelini yaptı. Programın akışı içerisinde daha önce yapmış olduğu ‘’Serhildan’’ heykelinin de açılışını gerçekleştirdi.

Kültür programı

Edebiyat programı kadar kültür programı da hem Heykeltraş Doğan Demir’in heykelleri hem de programda yer alan sanatçı Zeynep Enhas, Veysel Aydın, Ozan Emekçi, Hasan Sağlam, Nebahat Çal, Pir İbrahim Kılavuz, Ali Öztürk, Berfin&Reber kardeşlerin yanısıra Kürt halkı özgürlük mücadelesinin büyük destekçisi Alman sanatçı Lukas Weisert’in de saz, gitar, ritim eşliğinde söyledikleri, ağıt, stran, şiir, ezgi, deyiş, marş ve halaylarla alışılagelmişin ötesinde renkli, canlı, yürek ve beyinlerde uzun zaman yer edecek bir kültür programı sunuldu.

4K plakatları

Yapılan edebiyat ve kültür programının son bölümünde 4K kollektifinin fikir anası ve finasörü Zarife Can- Eser heykeltraş Doğan Demir’e yaptırdığı Plakatları 4K emekçilerine, programa katılan bütün yazar ve sanatçılara armağan etti. Büyük bir heyecan ve coşkunun yaşandığı programda, 30 Eylül’de bu yıl 80. Yılında Dersim Soykırımı anma programının duyuru ve çağrısı yapıldı. Dersim Soykırımını anma programı Stuttgart’ın Vaihingen beldesinde, yakılacak ağıtlarla saat 14.00’te başlayacak.  

Yazarlar

Erzincan /Mercan Surbahan ve çevre köyleri bir zamanlar Ermeni yerleşim bölgeleriydi. Dersimli
Süryani halkının yangınlarına değilse de yüreklerine su serpemediğimiz için utanıyorum.
Günümüzde Aleviler dahil olmak üzere Batını Dinlerce sayılan/kullanılan ne kadar kavram va
Egemenler her dönem kendi egemenliklerini destekleyen, egemenliklerinin ideolojik kılıfı olara
Raa Haqi/Riya Heqi ya da Hakikat Yolu’nun Takipçileri, yani Kürt-Kızılbaş Aleviler, yani De
"Gurbet içinde gurbeti kanıksatmak isterler bize.. Kanıksamayız, istemeyiz ve dert olmaya, diz
 Giresunlu Topal Osman Ağa'nın yeğeni olduğunu söyleyen "Şair-Yazar" Mehmet Şakir SARIBAYR
Bu yıl başlarında çalışmalarını başlattığımız 4K Kollektifi ve www.4k-haber.com proje
‘4K’, devlet sisteminin hedefi olan ve en az diğer ‘K’ lar kadar ezilen, yok sayılan, ö

Sponsorlar

Design by JoomlaSaver
Cookies make it easier for us to provide you with our services. With the usage of our services you permit us to use cookies.
Ok