'Sahtekarlığın egemen olduğu yerde, gerçeği söylemek devrimci bir eylemdir.' -  George Orwell
Dünyayı kasıp kavuran Corona Virüsü (Çovid-19), yarasadan mı yoksa yılandan mı? ”Çin’liler herşeyi yiyorlar, pisler, bizi hasta ettiler” diye tartışıp duralım.
Alman, Avusturya ve İsveçreli gazeteciler, Avusturya’da 2017 yılında suikast iddiasıyla yakalanan Alman ordu mensubu Franco A. ile ilgili soruşturmada dehşet verici bilgilere ulaştı.
Hoy­bûn’un, Türk Hü­kü­me­ti’nin İlân Et­ti­ği Af­fa İliş­kin Mart 1928’de Yap­tığı Çağrı
Türkülere, deyişlere sevdalı bir babanın kızı olduğum için çok şanslıyım. Türküler susmazdı evimizde.
Sakine Cansız’a… ‘Ateşe dönüşmeyen bilgi tutucudur” demiş Spinoza az demiş! Hep Kavgaydı Yaşam’ı.. Bilgisi ateşe dönüşmenin ötesinde ateş ile dans eyledi…
Bir kelebeğe ömür armağan edenleri,İkrarına bend olan serden geçtilerimizi,Kefensiz / mezarsız yatanlarımız unutuldu !Zira hatırlamanın ağırlığı can yakar.İlk çağ öncesi köpekler
Yazılı bir açıklama yapan FEDA, “İşgalin tek ama tek bir nedeni vardır. O da halkların haklı ve meşru direnişi, örgütlü mücadelesi, toprağına ve geleceğine sahip çıkmasıdır”
Maraşlı aydın, gazeteci ve sanatçılar ortak bir açıklama yaparak, Diyarbakır, Mardin ve Van büyükşehir belediyelerine kayyım atanmasına sert tepki gösterdi.
Dersim İnşa Kongresi (DİK) yaptığı yazılı bir açıklama ile Kayyumdan kalan borçların ödenmesi amacıyla Dersim Belediyesi'nin başlattığı kampanyayı desteklemediklerini duyurdu.
03.08.2019 Cumartesi günü Almanya‘nın Stuttgart kentinde Şengal Katliamı anıldı. Anma etkinliğine, 10.12. 2018 yılında Nobel ödülü alan Nadia Murad da konuşmacı olarak katıldı.
KNK-Rojava’nın bölgedeki 28 Kürt siyasi partisi ile yürüttüğü ulusal birlik çalışmaları kapsamında konferans düzenlenme kararı alındı. Konferansa, tüm partilere hitap edecek bir si
Albümde Erdal Erzincan, Mercan Erzincan gibi birbirinden değerli konuklar vokalleriyle: Emekçi, Hüseyin Arslan, Davut Sulari, Garip Şahin, Hüseyin Ayrılmaz’ın ise eserleri yer alıyor.
8 Ağustos 1938 de köyünden, tarlasından, okulundan topladıkları, suçsuz/günahsız yaklaşık 100'e yakın insanı, saatlerce aç susuz yürüterek, « yasak bölge » ilan ettikleri Erzincan Z

Sanılanın aksine, atomu Albert Einstein değil, Avusturyalı Yahudi bir fizikçi olan Lisa Meitner parçalamıştır.


Ama ne tuhaftır ki atomu parçaladığı için Nobel Ödülü ise Alman kimyacı Otto Hahn'a verilmiştir.

Evet, Almanya'nın ilk kadın profesörü olan Lisa Meitner'in kariyerinde Otto Hahn'ın etkisi büyüktür ama Otto Hahn ile birlikte Uranyum üzerinde gerçekleştirdikleri deneylerde ortaya çıkan enerjinin neden kaynaklandığını araştırıken o sıralar Almanya'da Naziler iktidara gelmiş ve Lisa Meitner çok zor şartlar altında Almanya'dan kaçmayı başarmış, Önce Hollanda'ya sonra da İsveç'e yerleşmiştir.

Muhtemelen platonik bir aşkla bağlı olduğu Otto Hahn'la çalışmalarına mektup yoluyla devam ederlerken En sonunda Lisa Meitner, Einstein'in ünlü formülü ışığında atomu parçalamayı başardıklarını Otto Hahn'a detaylı bir mektupla yazar.

Ne var ki Otto Hahn bu başarıyı sadece kendi hanesine yazmış, Nobel Ödülü'nü aldığı 1944 yılında tek kelime bile Lisa Meitner'den bahsetmemiştir . Bu ihanet Lisa Meitner'i derinden etkiler. Lisa Meitner, öldüğü 1968 yılına kadar Otto Hahn'la bir daha iletişime geçmemiştir. Ve maalesef tarihi de yine erkekler yazmış oluyordu...

Ali Usta - 4K Haber

Yazarlar

Türkülere, deyişlere sevdalı bir babanın kızı olduğum için çok şanslıyım. Türküler
Bir kelebeğe ömür armağan edenleri,İkrarına bend olan serden geçtilerimizi,Kefensiz / mezar
Erzincan /Mercan Surbahan ve çevre köyleri bir zamanlar Ermeni yerleşim bölgeleriydi. Dersimli
Süryani halkının yangınlarına değilse de yüreklerine su serpemediğimiz için utanıyorum.
Günümüzde Aleviler dahil olmak üzere Batını Dinlerce sayılan/kullanılan ne kadar kavram va
Egemenler her dönem kendi egemenliklerini destekleyen, egemenliklerinin ideolojik kılıfı olara
Raa Haqi/Riya Heqi ya da Hakikat Yolu’nun Takipçileri, yani Kürt-Kızılbaş Aleviler, yani De
"Gurbet içinde gurbeti kanıksatmak isterler bize.. Kanıksamayız, istemeyiz ve dert olmaya, diz
 Giresunlu Topal Osman Ağa'nın yeğeni olduğunu söyleyen "Şair-Yazar" Mehmet Şakir SARIBAYR

Güncel

Tuğçe Toprak - III. Dünya Paylaşım Savaşı
Tuğçe Toprak - III. Dünya Paylaşım Savaşı
Tuğçe Toprak - III. Dünya Paylaşım Savaşı


'Sahtekarlığın egemen olduğu yerde, gerçeği söylemek devrimci bir eylemdir.' -  George Orwell



İkinci Dünya Savaşında ispanyada iç savaşında bir milis olarak katıldığı Katalonyaya selam kitabı içinden geçtiğimiz Batıya soğuk Ortadoğu’ya ve Kurdistan'a sıcak olan 3.Dünya savaşında; 3. Paylaşım savaşındayız.

Önce silahı, sonra ilacı satan sonra da mülteci yakan soykırımcı emperyalist kapitalist güçlerin 3. it dalaşı gerçekliğini hep birlikte yaşıyoruz. İzleyemiyor yaşıyoruz çünkü faturasını yine hep Halk ödüyor...

Halkın gündemini değiştirmek ve ilaç satmak için tüm Dünya'ya yayılan Covid-19 virüsü emperyalist-kapitalist devletlerin; yurtseverleri, devrimcileri, feministleri, Anti-faşistleri Faşizme Karşı Birleşik Cepheyi Dünyanın her bir Ülkesinde veya Ülkesizinde, 'Kolerada Aşk Günleri' filmi gibi 'Coronoda Aşk günleri'ne çekmek istiyor. Kaçımız ön cepheyi değil arka bahçeyi tartışıyoruz ben göremiyorum.

Geçtiğimiz hafta HDP'nin 5 belediyesine daha kayyum atandı. Seçimle, halkın iradesiyle kazandığımız ve Kadın Eşit Başkan %50 kota ve Fermuar sistemini aşan Eşit temsil Mor çizgimizle Dünya Kadın Kurtuluş Hareketine Kadın Devrimiyle öncülük yapan Kadın Belediyelerimiz ‘Sol’ ve sağ kayyumun Faşist, despotik ve uzay çağının hiçte manasına uygun olmayacak şekilde hiçbir İç ve Uluslararası  Hukuğu  tanımayarak İrademizi gasp etmesi,  bizi etimizle kimliğinizle bu çağdan nefret ettirdi hatta tiksindirdi. Öfkeli ve tiksiniyoruz tek adamlar alanlarından görebiliyoruz çok açık şekilde Türkiye ve Kurdîstan’da 5000 HDP’li rehin tutularak bir iç savaş hazırlığı yapılıyor. İlaçtan sonra hemen silah mı satacaksınız beyler? Peki siz bu oyuna düşecek misiniz Faşizme Karşı Birleşik cephe? 2015 başarımızı kıskanan devlet 7 haziranda naylon bir suikast eylem peydahladı. Güya Kaypakkayanın işkencecisi vurulmuştu. Bu oyunu gören Faşizme Karşı Birleşik Cephe ne yazık ki 2016 yılında peydahlanan oyunu göremedi. Bunun özeleştirisini vermek zorunda. Şu gerçeği açıkça yazmak zorundayım özyönetim çağrısıyla yurtsever Hâlk Gençliğini serhıldan çağrısıyla sokağa çıkaran eski HDP Eş Başkanı  Figen Yüksekdağ kardeşlik köprüsünün  tarihsel paradigmasına hiçte uygun olmayan tarihi bir hata yapmış ve hala bu halka bir özeleştiri vermemiştir. HDP'ye dost değil düşman bu hareketler yüzlerce insanın  dibinde bir ejderha bulmadığı bir savaşla hayatını kaybetmesine neden olmuş ağır bir sorumsuzluk kör hata yapılmıştır. DTP, BDP, HDP ‘nin zaten yaptığı Kadın Devrimi emeklerinin hepsinin buğün ‘sol’ ve ‘sağ’ kayyumun terör estirmesine resmen zemin hazırlamışlardır.

Bizler şehir ve öz yönetim  savaşının, Kurdîstan'ı kuracak olan o son savaşın Dağdan gönderilecek 5 - 10 kadro ile salt, basit öncü savaşıyla olmayacağını çok net biliyoruz. Son savaşta gerilla oturduğu mevziden savaşı izlemez tüm gücüyle dağdan iner. Zaten gerçek bir gerilla savaşı uzaktan seyretmez. Velhasıl; geçmişte yapılan hataların bedelini dün olduğu gibi bugün de kadınlar çekiyor. DTP, BDT HDP'nin tüm emeklerinin değer kemiriciler eliyle süpürülmesi Dünya Nobel Barış Ödülüne aday  ve Almanya merkezli uluslararası İlerici İttifak (Progressive Alliance), "2019 Özel Siyasi Cesaret Ödülü “nü HDP ve Demirtaş’a vermesine rağmen soykırımcı patriyarkal Emperyalistler silah sattıktan sonra erkeklere ödül veriyor ancak kütüphanelerinde bile Dünya Sosyolojisinden tek bir insanı öğrencilerine okutmayan Hitler'i öğretip durmakla yetinen dışarıya kapalı Almanya Irak Kurdîstanına 700 Alman askerini  göndererek Kurdîstana yeni düşman olarak, hoş gelmeyeceksin  bir sen eksiktin dedirtmektedir.

Yarattıkları iç savaşta Selo Can; Selâhattin Demirtaş, Gülten Kışanak, Sebaahat Tuncel, Edibe Şahin, Aysel Tuğluk, Nurhayat Altun, Selma Irmak ve 5000 HDP'li hêvalimizin rehin tutulmasına neden olmuştur. Avrupa’da böyle bir şey olsa Dünya dururdu emin olun. Tüm bu geçmiş hataları görerek soykırımcı faşist devletin her tıkadığı süreci İrlanda’da Bobby Sands, Almanya'da Ulrike Meinhof’lara; Qoçgiri, Dersîm Kurdîstanı'na; Zarife’ye, Beritan'a, Sakine’ye 'Berxwedan Jiyane' direnişiyle açıldığını bilerek.

Beyaz tülbentli anneler; #LeçekSpi Hareketinin #NiUnoMenos #Metoo #Lastesis #Sufrajet #KadınlarBirlikteGüçlü Feminist Hareketlerinden Latin Amerikalı Plaza de mayo Barış Annelerinden, Cumartesi Annelerine büyüyen bir hareket; Jîn, Jîyan, Azadî sloganları ile Zûmrüdü Anka misali küllerinden yeniden doğarak ve gasp edilen tüm kadın belediyelerimizin ruhuyla, irademizle Dünya'nın her yerinde tarihe direnerek not düşüyor ve yazıyoruz. Elbet ‘Sol’ ve sağ kayyum yenilecek biz o günleri göreceğiz. Silah ve ilaç satanların Avrupa’daki Kürt kitlesinin tansiyonunu düşürmek için Vahşet Bodrumlarını ikinci Madımak'ı, uzay çağında cayır cayır insan yakılmasını, Cîzîre'yi izlerken sadece çaya geldiğini.

AHİM ve Lahey’in görevlerini yapmadığını ve yapmayacaklarının garantisi olduğunu; Barış Akademisyenlerinin bile Dosyalarını geri göndermesinden bildiğimiz bilinçle. Demokratik Özerklik paradigmanızda 2013 Büyük Zindan direnişinin ardından 2015’de Onurlu Barışa çok yaklaştığımızı unutmadan.

Katalonya'dan, Latin Amerikalı Enternasyonal Devrimci bilince İtalya iç savaşı deneyimlerinden Ortadoğu’ya Rojava'ya Kurdîstan'a uzanan Jîn Jîyan Azadî sloganlarının büyüdüğünü bilerek Dünya'nın neresinde olursak olalım savrulmayacak ve Faşizme Karşı Birleşik Cephenin Birleştirici gücü olduğumuzu unutmayalım Kadınlar.

Kolerada Aşk Günleri (Coronoda)  bittikten sonra Kamusal ve Özel alanda verdiğimiz eşitlik mücadelesini #Wallsreet  #Occupyİşgalet #GeziDirenişi gibi eşitlik mücadelesinde Dünyanın her yerinde Diplomatik, toplumsal hareketleri büyüterek zaferlere.

An Azadî, An Sêrkeftin! Jîn Jîyan Azadî!

Tuğçe Toprak

Kürdistan

Kürt Birliği Konferansı’na sunulacak bir tüzük hazırlandı
Kürt Birliği Konferansı’na sunulacak bir tüzük hazırlandı
Kürt Birliği Konferansı’na sunulacak bir tüzük hazırlandı

KNK-Rojava’nın bölgedeki 28 Kürt siyasi partisi ile yürüttüğü ulusal birlik çalışmaları kapsamında konferans düzenlenme kararı alındı. Konferansa, tüm partilere hitap edecek bir siyasi tüzük taslağı sunulacak.

Kürdistan Ulusal Kongresi-Rojava (KNK-Rojava), Rojava’ya dönük tehditlere karşı Kürt güçlerinin aynı saflarda yer alması ve bu güç birliği yapmaları için çalışmalarını sürdürüyor. Yürütülen ulusal birlik çalışmaları kapsamında bölgedeki 28 Kürt siyasi partinin katılımıyla toplantılar gerçekleştirilirken, 8 Ağustos tarihinde gerçekleştirilen son toplantıda ise tüm Kürt siyasi partilerin katılımı ile bir ay içerisinde konferans düzenlenmesi kararı alındı.

Kürt birliğine ilişkin önemli maddeler

Toplantıda ayrıca konferansa sunulması düşünülen siyasi belge ve tüzük taslakları da katılımcılar tarafından tartışıldı.

ANHA’da yer alan haberde toplantıda değerlendirilen ve konferansa sunulacak olan KNK-Rojava’nın tüzük taslağının içerine ilişkin önemli bilgiler yer aldı.

Taslakta, Kürt birliği, Suriye’deki Kürtlerin durumu, Kürt sorunu ve Kürdistan’ın dört parçasına ilişkin birçok madde bulunuyor.

‘Kürt halkının hakları güvence altına alınmalı’

Taslakta, Kürt halkının Suriye toplumun önemli bir kesimini oluşturduğu ve haklarının demokratik, adem-i merkeziyetçi bir Suriye’nin anayasasında güvence altına alınması gerektiği vurgulanıyor. Ayrıca, Rojava devrimi ve Kuzey ve Doğu Suriye halklarının kazanımlarının korunması için destek verilmesi gerektiği belirtiliyor.

‘İlk görev Efrîn’in özgürlüğü’

Kürt güçlerinin birliğinin oluşması gerektiğine vurgu yapılan tüzük taslağında, YPG, YPJ ve QSD güçleri hakkında ise bölgeyi terörden temizleyen ve halkı koruyan bölgenin meşru gücü olduğu tanımlaması yapılıyor. Efrîn’nin Rojava’nın bir parçası olduğuna dikkat çekilen taslakta, Efrîn’in özgürlüğünün Kürt halkı ve siyasi güçlerinin birincil görevi olduğu vurgulanıyor.

‘Kürt kazanımlarına zarar verecek pratiklerden vazgeçilmeli’

Kürdistan’ın dört parçasındaki özgürlük mücadelesinin ortak bir stratejisinin yaratılması için Kürdistan Ulusal Kongresi’nin önemine vurgu yapılan taslakta, ulusal kazanım ve menfaatlerin tüm partilerin menfaatlerinden üstün tutulması çağrısı yapılıyor. Kürt parti ve örgütlenmeleri arasındaki sorun ve çelişkilere dikkat çekilen taslakta, bunun bir an önce aşılması için demokratik ve saygı çerçevesinde hareket edilmesi Kürt parti ve örgütlenmelerin Kürt kazanımlarına zarar verecek pratiklerden vazgeçmesi gerektiği kesin bir dille vurgulanıyor.

‘Kürt partilerin çatışması ulusal suçtur’

Taslakta, Kürt parti ve güçlerinin birbirileri ile girişeceği her türlü çatışmaların ulusal bir suç olduğu vurgulanıyor. Yine tüm ulusal güçlerin gençlik ve kadın mücadelesine destek vermesi gerektiği belirtiliyor.

Tüzük taslağında, bölgedeki tüm farklı halk ve inançların Kürdistan birliği çatısı altında korunması gerektiği, Rojava’daki ortak ve eşit yaşam modeli çerçevesinde iyi ve saygılı ilişkilerin yakalanması gerektiği vurgulanıyor.

Rojnews

Tuğçe Toprak - III. Dünya Paylaşım Savaşı
Tuğçe Toprak - III. Dünya Paylaşım Savaşı
Melek Kandilli - ‘Yeni Dünya Düzeni’ne adım adım!
Melek Kandilli - ‘Yeni Dünya Düzeni’ne adım adım!
Melek Kandilli - Neonazi araştırmasında dehşete düşüren yeni detaylar!
Melek Kandilli - Neonazi araştırmasında dehşete düşüren yeni detaylar!
Hoy­bûn’un, TC’nin İlân Et­ti­ği Af­fa İliş­kin Yap­tığı Çağrı
Hoy­bûn’un, TC’nin İlân Et­ti­ği Af­fa İliş­kin Yap­tığı Çağrı
Cennet Bilek - Mehlenin Yakışığı
Cennet Bilek - Mehlenin Yakışığı
Tuğçe Toprak - Sara ateş ile dans eyledi
Tuğçe Toprak - Sara ateş ile dans eyledi
Tuğçe Toprak - III. Dünya Paylaşım Savaşı


'Sahtekarlığın egemen olduğu yerde, gerçeği söylemek devrimci bir eylemdir.' -  George Orwell



İkinci Dünya Savaşında ispanyada iç savaşında bir milis olarak katıldığı Katalonyaya selam kitabı içinden geçtiğimiz Batıya soğuk Ortadoğu’ya ve Kurdistan'a sıcak olan 3.Dünya savaşında; 3. Paylaşım savaşındayız.

Önce silahı, sonra ilacı satan sonra da mülteci yakan soykırımcı emperyalist kapitalist güçlerin 3. it dalaşı gerçekliğini hep birlikte yaşıyoruz. İzleyemiyor yaşıyoruz çünkü faturasını yine hep Halk ödüyor...

Halkın gündemini değiştirmek ve ilaç satmak için tüm Dünya'ya yayılan Covid-19 virüsü emperyalist-kapitalist devletlerin; yurtseverleri, devrimcileri, feministleri, Anti-faşistleri Faşizme Karşı Birleşik Cepheyi Dünyanın her bir Ülkesinde veya Ülkesizinde, 'Kolerada Aşk Günleri' filmi gibi 'Coronoda Aşk günleri'ne çekmek istiyor. Kaçımız ön cepheyi değil arka bahçeyi tartışıyoruz ben göremiyorum.

Geçtiğimiz hafta HDP'nin 5 belediyesine daha kayyum atandı. Seçimle, halkın iradesiyle kazandığımız ve Kadın Eşit Başkan %50 kota ve Fermuar sistemini aşan Eşit temsil Mor çizgimizle Dünya Kadın Kurtuluş Hareketine Kadın Devrimiyle öncülük yapan Kadın Belediyelerimiz ‘Sol’ ve sağ kayyumun Faşist, despotik ve uzay çağının hiçte manasına uygun olmayacak şekilde hiçbir İç ve Uluslararası  Hukuğu  tanımayarak İrademizi gasp etmesi,  bizi etimizle kimliğinizle bu çağdan nefret ettirdi hatta tiksindirdi. Öfkeli ve tiksiniyoruz tek adamlar alanlarından görebiliyoruz çok açık şekilde Türkiye ve Kurdîstan’da 5000 HDP’li rehin tutularak bir iç savaş hazırlığı yapılıyor. İlaçtan sonra hemen silah mı satacaksınız beyler? Peki siz bu oyuna düşecek misiniz Faşizme Karşı Birleşik cephe? 2015 başarımızı kıskanan devlet 7 haziranda naylon bir suikast eylem peydahladı. Güya Kaypakkayanın işkencecisi vurulmuştu. Bu oyunu gören Faşizme Karşı Birleşik Cephe ne yazık ki 2016 yılında peydahlanan oyunu göremedi. Bunun özeleştirisini vermek zorunda. Şu gerçeği açıkça yazmak zorundayım özyönetim çağrısıyla yurtsever Hâlk Gençliğini serhıldan çağrısıyla sokağa çıkaran eski HDP Eş Başkanı  Figen Yüksekdağ kardeşlik köprüsünün  tarihsel paradigmasına hiçte uygun olmayan tarihi bir hata yapmış ve hala bu halka bir özeleştiri vermemiştir. HDP'ye dost değil düşman bu hareketler yüzlerce insanın  dibinde bir ejderha bulmadığı bir savaşla hayatını kaybetmesine neden olmuş ağır bir sorumsuzluk kör hata yapılmıştır. DTP, BDP, HDP ‘nin zaten yaptığı Kadın Devrimi emeklerinin hepsinin buğün ‘sol’ ve ‘sağ’ kayyumun terör estirmesine resmen zemin hazırlamışlardır.

Bizler şehir ve öz yönetim  savaşının, Kurdîstan'ı kuracak olan o son savaşın Dağdan gönderilecek 5 - 10 kadro ile salt, basit öncü savaşıyla olmayacağını çok net biliyoruz. Son savaşta gerilla oturduğu mevziden savaşı izlemez tüm gücüyle dağdan iner. Zaten gerçek bir gerilla savaşı uzaktan seyretmez. Velhasıl; geçmişte yapılan hataların bedelini dün olduğu gibi bugün de kadınlar çekiyor. DTP, BDT HDP'nin tüm emeklerinin değer kemiriciler eliyle süpürülmesi Dünya Nobel Barış Ödülüne aday  ve Almanya merkezli uluslararası İlerici İttifak (Progressive Alliance), "2019 Özel Siyasi Cesaret Ödülü “nü HDP ve Demirtaş’a vermesine rağmen soykırımcı patriyarkal Emperyalistler silah sattıktan sonra erkeklere ödül veriyor ancak kütüphanelerinde bile Dünya Sosyolojisinden tek bir insanı öğrencilerine okutmayan Hitler'i öğretip durmakla yetinen dışarıya kapalı Almanya Irak Kurdîstanına 700 Alman askerini  göndererek Kurdîstana yeni düşman olarak, hoş gelmeyeceksin  bir sen eksiktin dedirtmektedir.

Yarattıkları iç savaşta Selo Can; Selâhattin Demirtaş, Gülten Kışanak, Sebaahat Tuncel, Edibe Şahin, Aysel Tuğluk, Nurhayat Altun, Selma Irmak ve 5000 HDP'li hêvalimizin rehin tutulmasına neden olmuştur. Avrupa’da böyle bir şey olsa Dünya dururdu emin olun. Tüm bu geçmiş hataları görerek soykırımcı faşist devletin her tıkadığı süreci İrlanda’da Bobby Sands, Almanya'da Ulrike Meinhof’lara; Qoçgiri, Dersîm Kurdîstanı'na; Zarife’ye, Beritan'a, Sakine’ye 'Berxwedan Jiyane' direnişiyle açıldığını bilerek.

Beyaz tülbentli anneler; #LeçekSpi Hareketinin #NiUnoMenos #Metoo #Lastesis #Sufrajet #KadınlarBirlikteGüçlü Feminist Hareketlerinden Latin Amerikalı Plaza de mayo Barış Annelerinden, Cumartesi Annelerine büyüyen bir hareket; Jîn, Jîyan, Azadî sloganları ile Zûmrüdü Anka misali küllerinden yeniden doğarak ve gasp edilen tüm kadın belediyelerimizin ruhuyla, irademizle Dünya'nın her yerinde tarihe direnerek not düşüyor ve yazıyoruz. Elbet ‘Sol’ ve sağ kayyum yenilecek biz o günleri göreceğiz. Silah ve ilaç satanların Avrupa’daki Kürt kitlesinin tansiyonunu düşürmek için Vahşet Bodrumlarını ikinci Madımak'ı, uzay çağında cayır cayır insan yakılmasını, Cîzîre'yi izlerken sadece çaya geldiğini.

AHİM ve Lahey’in görevlerini yapmadığını ve yapmayacaklarının garantisi olduğunu; Barış Akademisyenlerinin bile Dosyalarını geri göndermesinden bildiğimiz bilinçle. Demokratik Özerklik paradigmanızda 2013 Büyük Zindan direnişinin ardından 2015’de Onurlu Barışa çok yaklaştığımızı unutmadan.

Katalonya'dan, Latin Amerikalı Enternasyonal Devrimci bilince İtalya iç savaşı deneyimlerinden Ortadoğu’ya Rojava'ya Kurdîstan'a uzanan Jîn Jîyan Azadî sloganlarının büyüdüğünü bilerek Dünya'nın neresinde olursak olalım savrulmayacak ve Faşizme Karşı Birleşik Cephenin Birleştirici gücü olduğumuzu unutmayalım Kadınlar.

Kolerada Aşk Günleri (Coronoda)  bittikten sonra Kamusal ve Özel alanda verdiğimiz eşitlik mücadelesini #Wallsreet  #Occupyİşgalet #GeziDirenişi gibi eşitlik mücadelesinde Dünyanın her yerinde Diplomatik, toplumsal hareketleri büyüterek zaferlere.

An Azadî, An Sêrkeftin! Jîn Jîyan Azadî!

Tuğçe Toprak

Melek Kandilli - ‘Yeni Dünya Düzeni’ne adım adım!

Dünyayı kasıp kavuran Corona Virüsü (Çovid-19), yarasadan mı yoksa yılandan mı? ”Çin’liler herşeyi yiyorlar, pisler, bizi hasta ettiler” diye tartışıp duralım.

Zaten kötü olan ekonomi, virüs nedeniyle son hızla tüm dünyada krize doğru gidiyor.

Dünya’yı yönetenler için bulunmaz fırsatlar doğdu. Uzun zamandır hayata geçirmek istedikleri uygulamaları çok daha hızlı, hiç bir engele takılmadan gerçekleştirecekler.

Aklıma hemen gelenlerden bir kaç örnek vermek istiyorum:

Nakit parayı uzun yıllardır ortadan kaldırmayı hedefleyen IMF (Ulusararası Para Fonu) Çovid-19 sayesinde amacına daha da yaklaşmış olacak. Konuyla ilgili Panaroma News’de 17 Aralık 2017’de çıkan “Gelecekte nakit para ortadan kalkacak mı?” yazısını okumanızı öneririm.

Diğer önemli değişiklik, kanımca toplu halde gösterilen sanatsal ve spor faaliyetlerine getirelecek olan kısıtlamalar. Bazı sanat alanları ekonomik sorunlardan kendi kendine yok olacaktır. Sinema veya tiyatro gibi. İstanbul’da iki farklı yakada kapanan Rexx ve Atlas sineması gibi.. Yazlık sinemalar da olduğu gibi, maalesef kapalı sinema salonları da maziye karışacak.

Spor müsabakaları ve etkinliklerinin de gelecek yıllarda seyircisiz oynanacağını ve internet ortamından izleneceğini düşünüyorum. Tiyatroların da büyük ölçüde etkileneceğini ve bir çok tiyatronun kapanacağını tahmin etmek güç değil sanırım.

Bizi etkileyecek olan önemli değişiklerden biri de toplu gösteri ve yürüyüş yasasına getirilecek olan kısıtlama ve uygulamalar diye düşünüyorum. Güvenlik ve sağlık tedbirleri bahane edilerek bu konularda ciddi kısıtlamaların olacağını öngörmek için kâhin olmaya gerek yok.

Yine işçileri, emekçileri ilgilendiren ve hayatımızda önemli sorunlara yol açacak diğer konu ise zaten uzun yıllardır tartışılan, yapay zeka robotlarını istihdam etmek isteyen kapitalistlerin işini bayağı kolaylaştıracak ve virüs kaynaklı ekonomik kriz ve iflaslar da bahane edilerek toplu işçi çıkarmaları gerçekleşecektir. İnsan yerine bir çok sektörde hem çalışma robotları hem yapay zeka robotları yerleştirilecektir.

Tüm bu uygulamalar peyderpey gerçekleştirilirken, Almanya’da çok tartışılan ama Alman halkının karşı olmasından dolayı Türkiye, ABD, Avustralya, Kanada, Hindistan gibi ülkelerde dijital kimlik, E-devlet uygulamalarına Avrupa ve Almanya dahil edilecektir.

Avrupa ve özellikle Almanya’da günlük hayatta büyük kolaylık sağlayan ve ekonomik olarak ciddi tasarruf getiren bu uygulamayı istememelerinin en önemli nedeni kişilerin özel bilgilerinin (cinsiyeti, yaşı, mesleği, geliri, politik görüşü, mal varlığı, adli sicil kaydı, trafik cezası, dernek üyeliği vb.) bir tıkla devletin veya başka insanların eline geçmesinin bireyin temel haklarına karşı saldırı olduğunu ve herkesin gözlemlenebileceği (big brother) özgürlüklerinin ellerinden alınacağı korkusu ve kaygısından kaynaklanmaktadır. İşte kolay ikna olmayan halklarında bu virüsle birlikte E-devlete geçişleri kolaylaşacaktır..

Aklıma gelen son önemli gelişme ise devletlerin Ordularını artık sadece savunma amaçlı olarak değil, iç güvenlik meselelerinde de emniyet güçlerinin yanı sıra sahaya sürebilmek için yasalarını değiştirmelerinin önü açılacak. Yine Alman Parlamentosunda hararetle tartışılan konulardan biridir.

Alman Anayasasında “ancak çok özel durumlarda Alman ordusu, ülke içinde konuşlandırılabilir” ibaresi ve bu konuda diğer ülkeler kadar esneklik göstermemelerinin sebebi tarihlerinden kaynaklanmaktadır.

Hem kraliyet döneminde, hemde daha sonra nasyonal sosyalizm döneminde orduyu, halkı bastırmak için halka karşı kullanmış olmaları, demokratik Almanya’nın bu konulara hassasiyetini açıklamaktadır. Fakat tüm dünyada işid ve benzeri terör eylemleri, doğal afetler vb.. sorunlar bahane edilerek ülke içinde emniyet güçlerinin yeterli olmadığı varsayımından orduları da iç güvenlikte kullanmak istemektedirler.

Türkiye’de de ordunun iç güvenlikte ihtiyaç olunca kullanılması yeni yönetmelikle İçişlerine ve cumhurbaşkanlığına bağlanmıştır.
Bu yasaları ve uygulamaları daha hızlı ve daha kolay değiştirerek artık ordunun şehirlerde ülke içinde polislerle birlikte konumlandırılacağı bir sisteme giriş yapacağız.

Corona virüsü ile ilgili bir çok komplo teorileri de üretilmekte. Sonuç itibarı ile doğal yollamı yayılıyor, laboratuvar ürünümü bilemeyiz ama tıpkı 11 Eylül öncesi ve sonrası gibi Corona öncesi ve sonrası diyebileceğimiz bir evreye giriyoruz. Ve her zaman olduğu gibi bu yeni dünya düzeninden en fazla işçiler, emekçiler, mülteciler, emekliler, köylüler ve fakir halklar etkilenecek.

Tüm dünya yavaş yavaş tek merkezli, gözetim altında yönetilecek bir sistemin deneyini yapıyor gibi şu an..

Melek Kandilli - Neonazi araştırmasında dehşete düşüren yeni detaylar!

Alman, Avusturya ve İsveçreli gazeteciler, Avusturya’da 2017 yılında suikast iddiasıyla yakalanan Alman ordu mensubu Franco A. ile ilgili soruşturmada dehşet verici bilgilere ulaştı.

Soruşturma ve gazetecilerin yaptığı özel araştırmalar Avrupa’da Neonazi ağının geldiği korkunç boyutu gözler önüne serdi. Araştırmanın devamında korkunç detaylara ulaşıldı.

Alman, Avusturya ve İsviçre gazetecileri Avusturya’da 2017 yılında suikast iddiasıyla yakalanan Alman ordu mensubu Franco A. ile ilgili soruşturmada dehşet verici bilgilere ulaştı. Soruşturma ve gazetecilerin yaptığı özel araştırmalar Avrupa’da Neonazi ağının geldiği korkunç boyutu gözler önüne serdi. Araştırmanın devamında korkunç detaylara ulaşıldı.

ALMAN ORDUSU’NDAN HIRSIZLIK

Buna göre Araştırmada chat grubunda yer alan eski askerler ve hala görevde olan polislerin Aman ordusundan gizlice silah ve mühimmat aldıkları belirlendi. Şahısların düşman olarak gördükleri solcu, sosyalist siyasiler, sendikacılar, kanat önderleri ve göçmen kökenli vatandaşlar için ölüm listeleri hazırladıkları ortaya çıkarıldı.

ESRARENGİZ BAŞKAN

Gazeteciler dernek başkanı Andre S. ile ilgili de ilginç bilgilere ulaştı. Buna göre Andre S. uzun yıllar Almanca ismi  MAD olan (Militärisches Abschirmdienstes in Deutschland) yani Alman ordusunun gizli istihbarat teşkilatında çalışmış. MAD, aslında Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın Alman Ordusu içinde kurulmuş hali.

TAZ Gazetesi’nin araştırmaları sonucunda ortaya çıkan diğer önemli bir bulgu ise yukarıda bahsi geçen ÜNİTER adlı derneğin kurucularından diğeri. Bu isim Baden-Württemberg Eyaleti’ndeki Anayasayı Koruma Teşkilatı’ndan bir memur. Bilgilere göre bu isim Hannibal´de geçen haftaya kadar ÜNİTER´in yönetim başkanı idi ve hala yönetimde görevli.

DERİN AVUSTURYA BAĞLANTISI

ÜNİTER´in izlerini süren gazeteciler yapılanmanın  Avusturya ayağında da çarpıcı bilgilere ulaşmış. Dernek kayıtlarına göre Andre S. Lazarus Birliği’nin de yardımcı başkanı konumunda. Dışarıya karşı Lazarus Birliği bir yardım kuruluşu olarak görünüyor ve Birleşmiş Milletler’de özel danışma yetkisi var.

ÜYELİK DONDURULDU

Lazarus Birliği’nin Başkanı ise Birleşmiş Milletler’de üyeliklerinin olmadığını ve Üniter ile herhangi bir bağlarının bulunmadığını söylüyor. ÜNİTER hakkındaki suçlamalar netlik kazanıncaya  kadar bu derneğin üyeliklerini dondurduklarınında ekliyor.

SİLAH FİRMASI STANDINDA

Elde edilen bilgilere göre Andre S. yani Hannibal´ın Avusturya ile olan ilişkisi sadece Lazarus Birliği ile sınırlı değil. Andre S. Nürnberg  silah fuarında Kärnten´li High Profile Protection GmbH firmasının standında görüntülendi.Bu firma Tacticalbros adı ile Facebook sayfalarında ÜNİTER´le bağlanıyor. Firmanın manejeri Anton Stockl, Üniter ile ortak iş yapmadıklarını ve Andre S.’ye fuarda sadece stand için bir platform sunduklarını söylüyor.

SİLAH EĞİTİMİ VERİYORLAR

Tacticalbros çeşitli silah üretimi ve satışlarının dışında bu konuda eğitimde veriyor. Örneğin  Slovakya’da 1 hafta eğitim programları var. Keskin nişancılar, özel detektifler, Nato´da görev yapmış olan eski ordu mensubları ve gazilerin  eşliğinde veriliyor bu eğitimler.

BASKI SONUCU SORUŞTURMA

ÜNİTER adlı dernek, Almanya’da federal başsavcılar tarafından gözlemleniyor. ÜNİTER´in  merkezi Baden-Württemberg olmasına rağmen BW Anayasayı Koruma Teşkilatı, ilk etapda derneği gözlemlemeyi ve soruşturmayı gerekli görmemişti. Die Linke, Grüne gibi partilerin ve ortaya çıkan haberlerin baskısı ile Baden-Württemberg Eyaleti’nde bir komisyon kuruldu ve soruşturmalar devam ediyor.

DOSYA KAPANACAK MI?

Yeşiller partisi ve Die Linke (sol parti) devlet kurumlarının yine terör örgütü NSU´da olduğu gibi burada da radikal sağcı bir ağın (örgütü) gizleneceğinden, üzerinin kapatılacağından endişeleniyorlar. Gazetecilerin ulaştığı bilgilere göre Avusturya resmi makamları da olayın üzerini kapatıyor. Avusturya Savunma Bakanlığı ülke içinde ve dışında güvenlik açısından, Federal orduyu tehlikeye atacak her oluşumun incelendiğini ve araştırıldığını söylemekle yetiniyorlar.

İÇİŞLERİ SESSİZ

İçişleri Bakanlığı ise yürüyen soruşturmalar ile ilgili bir açıklama yapmayacaklarını bildirdi. Bu gizli örgüt ve üyeleri burda da gizli kalacaklar. Bu anlamda Avusturya’daki chat guruplarının yazışmaları rapor olarak yerel devlet mercilerine ulaştırıldı mı ve üyeleri kimlerdir bilinmiyor.  Bilinen tek şey X günü geldiğinde Almanya’daki üyelerin güneydeki Alp dağlarına kaçacağı belirtiliyor.

‘DEHŞETE DÜŞTÜM’

Haberin sonunda ise şu notu düşüyor: “Beni dehşete düşüren en önemli detay ise ÜNİTER derneğinin aktif antreman yaptığı yerlerin Albstadt veya Mosbach gibi bize çok yakın yerler olması.Hatta 30 kişilik  polis/komando gurubunun Albstadt´ta 2016 yılında atıcılık derneğinde o meşhur X günü için antrenman yaptığı tespit edilmiş. Çoğu devletlerin yaptığı gibi Alman devletide kendi derin yapılanmasını açığa çıkaracak mı, yoksa NSU olaylarında olduğu gibi üstü kapatılacak mı, bilinmez ama yukarıda ki bilgiler bizleri çok zor günlerin beklediğini gösteriyor.”

Melek Kandilli - 4K Haber

Hoy­bûn’un, TC’nin İlân Et­ti­ği Af­fa İliş­kin Yap­tığı Çağrı

Hoy­bûn’un, Türk Hü­kü­me­ti’nin İlân Et­ti­ği Af­fa İliş­kin Mart 1928’de Yap­tığı Çağrı


“Ey Kürtler! Biliyorsunuz ki Türk hükümeti Kürtler için son günlerde sözüm ona bir af çıkarmıştır. Bu affı çıkarmakla Türk hükümetinin amacı, Türkiye sınırları dışında yaşayan Kürt milliyetçileriyle, halen dağlarda isyan halinde olan içerdeki Kürtleri hile ile ele geçirmektir. ‘Hoybûn’ Kürt örgütü bu kritik dönemde Kürt Ulusu’na bu konuda uyarıda bulunmayı kutsal bir görev sayar.


Herşeyden önce şunu söyleyelim ki, Türkler’in ilan ettikleri bu af, kesinlikle samimi ve gerçek bir af değildir. Türkler kendi kontrolleri dışında bulunmakta olan Kürtleri ülkeye getirerek tevkif etmek istiyorlar. Çünkü:


1- Türk hükümetinin, içeride isyan halinde olan Kürtler’e kuvvet yoluyla boyun eğdirme ümidi yoktur. Ülkenin dışında olan Kürtler’in ise Türk hükümetinin sözüne güveni hiç yoktur. Geçen üç yıllık devre içinde Türk hükümetinin güttüğü siyaset hernekadar Kürt halkına çok pahalıya mal olduysada, bu siyaset aynı zamanda Türk devleti için de büyük zararlara ve zorluklara mal olmuştur. Bunun için Türk hükümeti, Kürt isyancıları ve sınır dışındaki milliyetçi Kürtler sorununu kolay bir yolla çözümlemeyi planlamaktadır. Bu çözüm yolu ise aftır. Şurası gerçekki, şayet bazı Kürtler bu affa inanıp teslim olurlarsa, mutlaka yok edileceklerdir.


2- Türkiye’de barış, kanun ve düzen mevcut değildir. Avrupa ve Amerika Türkiye’ye güvenmemekte, bu ülkelerin günlük basınları devamlı olarak Türkiye içindeki kargaşalıklar hakkında ve Mustafa Kemal idaresinden hoşnut olmayan Kürtlerin isyan halinde oluşlarını ve bu hareketlerinde haklı olduklarını belirtmektedirler. Türkler, dünyaya Türkiye’nin barış içinde olduğunu göstermek ve Batı’nın güvenini kazanmak, onlardan ekonomik yardım koparabilmek umuduyla bu affı gerekli bulmaktadır. Kısacası bu af, sadece Türklerin çıkarları gözüönüne alınarak planlanmış ve Kürtleri yeni bir tuzağa düşürme amacını gütmektedir.


3- Ulusumuzun üç yıl devam ettirdiği isyan ve gösterdiği kahramanlıkları sayesinde, bugün dünyanın her tarafında Kürtlerden bahsedilmekte, Türklerin canavarlıkları anlatılmakta ve Kürt halkının varlığı kabul edilmekte ve bu halkın özgürlüğünü amaçladığı kavranılmaktadır. Türkler bu sahte af ile bir Kürt sorununun olmadığını dünyaya göstermek istemektedirler. Ve eğer dışarıda bulunan Kürtleri de geri getirtebilirlerse, onları da yok edip artık dünya kamuoyunu bir Kürdistan’ın var olmadığına inandıracaklardır.


4- Türkler, yabancı devletler tarafından gelebilecek hücumlardan korkmakta ve herhangi bir savaş olduğunda, Kürtlerin bu fırsatı kullanarak kendi bağımsızlıklarını ilan etmelerinden endişelenmekte ve bunun için de şimdiden Kürt gücünü boğmak istemektedirler.


5- ‘Hoybûn’ Örgütü Türk hükümeti için büyük bir endişe teşkil etmektedir. Türk hükümetleri bundan önce de suikastler ve hileler yoluyla Kürt örgütlerini dağıtmışlardır. İşte şimdi de ‘Hoybûn’u dağıtmak istiyorlar. Halbuki bütün Kürt halkı ‘Hoybûn’la birliktedir ve bütün uluslar kendi bağrından doğan öz örgütleri yoluyla nasıl bağımsızlıklarına kavuştularsa, Kürt Ulusu da kendi öz örgütü olan ‘Hoybûn’ öncülüğünde bağımsızlığına kavuşma isteğindedir. Bu nedenledir ki, Türk idaresinin en büyük arzusu ‘Hoybûn’u dağıtmaktır.


Af çıkarılmasının gerçek nedeni işte budur. Fakat inanmış Kürtler ‘Hoybûn’a sadık kalacak ve Türk idarecilerinin riyakarlıklarına inanmayacaktır.
Affın, katliamı hedef tutan amacını açıklamak için, korkunç bir gerçeği anlatalım. Biliyorsunuz ki, geçen kış çok sayıda Kürt sürgün edildi ve onların büyük bir kısmı yolda kırıldılar. Şimdi yine karakış ortasında sözüm ona affı uygulamak amacıyla bu zavallıları eski yerlerine götürmek için yola çıkarılmışlardır. Oysa onların birçoğu , Türk idarecilerinin çıkardığı sahte af nedeniyle yol boyunca kırılacak çoğunluğu yok olacaktır.


6- Türk hükümeti için herşeyden önce lider durumundaki kişiler önemlidir. Bundan dolayı bu kişileri aldatarak Kürt Ulusu’nun ‘başını kesmek’ istemektedir.


7- Harput, Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbekir, Urfa, Siverek ve Genç’ten sürgün edilmiş olan yüzbinlerce Kürtten, bugün ancak birkaç yüz kişi hayatta kalabilmiştir.

------------------------------------------------

"Boyun eğmez savaşçılar olan Kürtler,
savaş alanında kazandıklarını hep barış görüşmelerinde kaybettiler..."

[David Fromkin]

 
 

 

Cennet Bilek - Mehlenin Yakışığı

Türkülere, deyişlere sevdalı bir babanın kızı olduğum için çok şanslıyım. Türküler susmazdı evimizde.

Babam yerdeki divana uzanır, radyoyu sonuna kadar açardı; Her sanatçı sırayla bir eser yorumlardı. Her biri ayrı dünyalara sürüklerdi bizi.  Yüzlerini görmeden seslere aşık olmak, sanatçıları hayal etmek güzeldi. Ümit Tokcan, “Bu gün ayın ışığı,  elinde bal kaşığı yine nerden geliyon mehlenin yakışığı” yanık sesiyle  türkü söylerken, Bedia Akartürk  cıvıldayan sesiyle  “Yeşil başlı gövel ördek” der, sonra davudi sesiyle Aşık Veysel baba alırdı sazını eline, gönül tellerimizi titretirdi. “Güzelliğin on para etmez, bu bendeki aşk olmasa” derken ben aşktan bir haberdim o zamanlar tabii. Hacer Buluş “Beni muhannete muhtaç eyleme”, Muazzez Turing “Geçti dost kervanı eğleme beni” diye söylemeye başlayınca babamın gözleri bulutlanırdı. Radyoyla yetinmeyip bir de kasetçalar almıştı babam.  Çünkü o zamanlar TRT bazı sanatçıları yasaklamıştı. Aşık Mahsuni, Şah Turna, Aşık İhsani  gibi ses sanatçıları sakıncalıydı lakin evimizde  bu sanatçılara karşı inanılmaz bir sevgi duyardık, dinlemediğimiz günü yaşanmamış sanıyorduk.  Tabii ailemizde devrimci duyguların temellerinin atıldığının da farkında değildim.  İyi ki böyle bir ailede dünyaya geldim.

   Şimdiyse aşıkların, birbirine hasret çekenlerin iletişim  aracı gurbet ve hasret türküleri günümüzde zaman aşımına mı uğradı yoksa. Artık en ücra köyde bile  görüntülü telefonla Amerika, Avustralya, Avrupa kıtasındaki sevdiklerinin yanında hissediyor insan kendini. Gurbet türkülerinin hükmü kalmasa da ağıtlar halen yürek dağlamaya devam ediyor. Her şeyin devri geçse de ağıtın devri geçmiyor bu coğrafyada. Gelişen teknolojiyle birlikte halk müziğinin temaları değişti ve türkülere olan rağbet azaldı sanki. Halk müziğinin elinde  kala kala ağıtlar kaldı. Sözgelimi  bu Eğin ezgisine bakalım;“Tez gel ağam tez gel eğlenmeyesin, elde güzel çoktur aldanmayasın.” Şimdi bu ezgi günümüzde söylense güler geçeriz. Aç telefonu sesini duy, atla uçağa git ya da atla otomobile git deriz. Gidilir gidilmesine de duygular aynı heyecanı yaşatır mı orası tartışılır.

 

“Daracık sokakta yâre kavuştum, yar aşağı ben yukarı savuştum.”Bu Urfa ezgisinde deki yâri görmenin anlık heyecanını içinde duyabilen kaç kişi var bilmiyorum. Bana gerçekten heyecan veriyor bu sözler. Arguvan ezgilerine doyamam, kısacık bir yaşanmışlığa  sevgilinin  verdiği sitem  Arguvan yöresine ait bu ezgide can buluyor. Bazılarına göre çok aptalca gelebilir, mantık arayabilirler lakin seven, hasret çekende mantık ne gezer? Ben de bazılarımız gibi mantık aramıyorum, işte sözleri: “Döşeğin üstünde nar mı soyulur, bir gün görmeyinen yar mı sevilir? Gecesi gündüzü bir olmayınca.”

“Kemiğim yapsalar tarak, yar zülfün tellerine.” Aşık Seyrani’nin bu deyişindeki  yar ile bütünleşme ve canalıcılığa bakar mısınız? Kaç şairin aklına gelir bu sözcükler? Yare karşı duyulan sevgiyi hangi terazi tartabilir?

Hasret ezgilerinin günümüz sanatçılarına da ilham verdiği  Neşet Ertaş’ın hayat hikayesinin can bulduğu“Yazımı kışa çevirdin, karlar yağdı başa Leyla’m, viran oldu evim yurdum, ne söylesem boşa Leyla’m. Her an gözümde perdesin, nere baksam sen ordasın” ezgisini dinleyince sevdiğine kavuşamayanların yüreğine hançer gibi saplanmaz mı ayrılık acısı?

“ Sen beni gönlümce mutlu mu sandın? Ben de gülemedim yalan dünyada. Ah yalan dünya, yalandan yüzüme gülensin dünya” yine Neşet ustanın ses sanatçılarına ve müziksiz hayat hatadır diyenlere bıraktığı yüzlerce eserden biridir. Yalan dünya ezgisi. Ve bu hayatın hırslarına kapılanlara, birbirinin acısına duyarsız kalanlara  ve hayatın diyalektiğine muhteşem bir örnektir.

 Yol varmak için, ezgiler ise ruhumuzu beslemek içindir. Müziğin birleştirici gücüyle ezgilere, deyişlere, türkülere selam olsun.Türkiye’deki  müziğin gelişmesinden, çoksesliliğinden memnunum çünkü hangi kültürden etkilendiği ve içinde barındırdığı kültürler bu coğrafyanın zenginliği ve renkleridir.  Son olarak Gomidas’ı anmadan geçmeyelim bakın bize nasıl seslenmiş; “Yolum müzikti ve Tanrıma aitti. O dönüşsüz trene
bindiğimde Tanrımı da sesimi de kaybettim.

Önce ses gitti, sonra insanlar… Sanki hiç yaşamamıştılar.
Oysa müzikleri bendeydi ama sesim çıkmıyordu artık.

O zamandan beri bu topraklarda sadece koca bir boşluk uğuldar.
Bari siz ses verin şimdi, ruhum sizi hemen duyar.”

 

 

 

Tuğçe Toprak - Sara ateş ile dans eyledi

Sakine Cansız’a…

‘Ateşe dönüşmeyen bilgi tutucudur” demiş Spinoza az demiş! Hep Kavgaydı Yaşam’ı.. Bilgisi ateşe dönüşmenin ötesinde ateş ile dans eyledi…



Wahte Kirmanc şahittir, marallar, Bezuvarlar, kardelenler.. Şahittir nergisler, mor sümbüller, ters laleler, dağ çiçekleri, Xezal’ler, Munzur, Dicle şahittir dört kutsal kitap ‘da cennet diye tarif edilen topraklar, yaşamın kaynağı tanrıça kadınlar şahittir. Boşuna değil bu asi, inatçı yürekler. Hafıza mekanımız, Zerdüşi ziyaretgahımız, Dersim’in tılsımı dağların Berteng’i şahittir Saraların bilgisi ateşe dönüşmekle kalmadı ateşle dans eyledi...

Kürtlerin ilk kadın Heval Zarife Dersim’de mor sümbüller güzelliğinde bir kavga bıraktı bizlere. O 1937-1938 Dersim soykırımı yaşatılırken merkez kadro da bir kadındı. Soykırımcı ‘medeniyet’ getirecek devletler gibi avcı savaşçı erkeklik tarihinin patriyarkal feodalizm ve kapitalizmin aksine feminist bir öz savunma bayrağını bize bıraktı. Emeğini ve kavgasını erkeklerin gölgesinde bırakmayacak kadar cesurdu...

Çünkü o Lilit, İştar, Kıbele (Kybele), Anahitalardan aldığı yaşamın kaynağı Anayanlı Neolitik çağdan (Analık hukuku) kadın, barış, vejetaryen toplum felsefesini Avesta’ya, Mezopotamya’ya Qoçgirî ve Dersim Kürdistan’ına taşıyan Kirmanc, Kızılbaş, Zerdüşi tanrıça kadınlardandı...

1915’lerden bugüne Mezopotamya’da siyahlar giyer bizim oraların kadınları.. Ateşin bile canı olduğuna inanıldığı, incinir diye suyla söndürülmediği kutsal topraklar bizim topraklar, güneşin, karıncanın, geyiklerin, çiçeklerin, endemik bitkilerin doğanın kutsal, ziyaretgah ve tapınak sayıldığı. Anahita’nın yaşamın kaynağı ölümsüzlük iksirinin sonsuzluğa aktığı Munzur, doğmuş ve doğamamış çocuklarımızın kanı aktı Munzur’a. Halbori’de hala ağıtlarını sesi yankılanıyor.. Yananların, ateş ülkesinin kadınları siyah giyer bu yüzden, Zümrüdü Anka misali yanıp kül olmanın, sonra küllerinden yeniden doğmanın rengi.. Tekrar ölmenin sonra tekrar doğmanın, yaşarken ölmenin rengi.. diri diri mezara girmenin belkide. Küllerin içinde tram (korda) açan mor güllerin rengi...

İşte Sakine Cansız (Sara) bu estetik kavganın ateşinde dans eyledi. Ruhu olan toprakların nefesinde saçları hep dorukların rüzgarında özgürlüğe dalgalandı. Onu kolay zamanlarda devrimcilik yapanlara, Avrupa kişiliğinin konformist ‘basit kişiliğine’ sakın sığdırmayın ya da ‘Demokratik Mücadele’ zamanlarında milletvekilli, belediye başkanı vb. olmak için otuz yaşında ‘devrimciliğe’ başlayanlara hiç benzetmeyin. Sara sonsuzluk ateşine doğan ve çocukken devrimciliğe başlamış bir kadın. Kadın doğmuş ve öğretilen patriyarkal devrimciliğin aksine kadın devrimci kişiliğinin adıdır Sakine.. Senin adını ilk Amed zindan direnişinde duymuştum, hani bizim oralarda ateşin Zerdüşi kavgası bir sır gibi saklıdır ya kadınların gözlerinde, işte teslimiyete karşı bir Sır’dır Sakine’nin gözleri, bonsuz mücadele ateşinin sırrıdır, Zarife’ce bir destan yazdı demişlerdi.. Dersim ruhunun vücut bulmuş kişiliğidir diye tanımıştım seni...

‘Cezaevi’nde olduğum HDK / HDP kurulduğu yıllardı “Eşit Temsiliyet, yüzde 50 Kadın Kotası, Eşit Başkan’lık Mor çizgisi” ile hayranlık uyandıran mor siyasetin Kürdistan’dan sonra Türkiye’ye ilk geldiği yıllardı. Sadece devleti değil, dostları bile kıskandıran güzelliği ile HDP 2015 başarısını 2013’de müjdelemişti. İçerde Kürt, Kirmanc, sosyalist, feminist bir kadın olarak benliğimi ve öz savunmamı sadece kadın temsiliyetinde bulduğum yıllardı.. Sadece kadın okuması yapmaya başladığım öğretilmiş patriyarkal devrimcilikten kurtulduğum sistemin yarattığı çapraz ateşte kaldığım izlerini bedenimden ve aklımdan silmeye çalıştığım yıllardı.. Zor günlerde tanıdığım Aysel Mamoste, Nuray, Amber, Selver, Çiçek, Hevi, Nibel, Hülya, Hiyem, Elif Can, Xecê, Gülcan, Eyli yoldaşlar ismini sayamadığım feminist, Kürt, sosyalist hevallerim hem cins sevgisiyle bana güç katıyor hem de küllerimden beni yeniden yaratıyorlardı adeta. Bilgi en büyük silahım olmuştu.

HDP’nin halkların ve kadınların eşitlik baharına Bir Güneş gibi açtığını 2015 başarısını 2013’ten kıskanmaya başlayan devlet besbelli şaşırarak seni hayatında hiç kitap okumamış bir sefile katledebileceğini sanmıştı. Oysa kadın devriminin okyanusunda sonsuz akan bir nehirdin sen.. Ateşle dans etmeyi keşfetmiştin, hangi güç yeryüzünden bu buluşu silebilirdi? Ölümsüzlük iksiri sonsuz lirik bir dans’tın sen, kadının bilgisi ile tutuşan, Zerdüşi sevdamızda her daim büyüyen Newroz ateşlerinde hiç sönmeyecek Kadın Devrimi’nin mor gülüsün sen.. Göbeklitepe bugün halihazırda bilinen tarihi alt üst ederek ilk yerleşim yeri ve tapınak mekanı, vejetaryen neolitik çağlardan izler taşımakta tanrıça sevdanız bugün popüler kültürü bile etkilemiş durumda ve araştırmaları, yazdıkları Netflix’e Ursula K. Le Guin’in ayak izinde fantastik bir dizi Atiye ile gündemde.. Kendine yabancılaşan, her şeyi tüketen insan tarihin dipsiz derinliklerine inmek istiyor.. Umarım Avrupa kişiliği o kuyuya ilk inenler olur, Sara buralar bize göre değil, bıçak kemikte...

Devrimciliğin nankörlüğü bu ya, herkes seni ölümsüzleştikten sonra yazmaya, okumaya, anlamaya başlamıştı sanki, yaşarken kahraman ilan edilmek yasaktı bizim topraklarda.. Ya da kalanların vicdan nöbeti mi bilemedim.. Uzun süre seni okuduk. Hergün gazeteler seni yazdı. Yaşarken hakkında bilmediğim bir sürü güzelliğini öğrendim. Biyografi kitabın “Hep Kavgaydı Yaşamım” birinci cildini okurken Gioconda Belli’nin “Tenimdeki Ülke Nikaragua” kitabına çok gidip gelmiştim. Gioconda’nın tüm çelişkilerini berrak bir şekilde anlatmasından ve Fidel’e kafa tutmasından, patriyarkal yönlerini teşhir etmesinden ve kadınların temsiliyetinin olmadığı bir ‘sosyalizmin’ patriyarkal sosyalizm olacağını açık eleştirmesinden müthiş etkilenmiştim ve sosyalist saflarda umudu kesmediğime sevinmiştim. Kendime sormuştum neden Sosyalist Feminizmi İspanya’da Latin Amerika’da arıyorsun.. Aradığım hiç uzak değilmiş evim‘in içinde, “Welat”ımda imiş, feminizmin tılsımı. Hep Kavgaydı Yaşam felsefesinin içindeymiş...

Sonra kitabının ikinci ve üçüncü cildini okudum evet yaşatılan bütün çelişkilere, ihanetlere cevap bulmuştum seninle.. Patriyarka ile uzlaşılmayacağını ‘kurtarıcı’ kim olursa olsun tartışarak, karşı durarak yeri geldiğinde teşhir edilecekti. Hayat manifestom olmuştu, inadın, asiliğin, tıpkı bir bezuvar gibi. Evet artık emindim sayende Patriyarka’yı teşhir edenler değil, onunla uzlaşan miras ve değer kemiriciler doğal ajandı ve onlara susan, duygusal ilişkisini bu basit kişilikler ile bitiremeyen, yoldaşlıklarına mesafe koymayan, temsiliyetinin eline geçiremeyen, elini masaya vurmayan korucu kadınlar, ‘sol kayyum’ ve doğal ajandı.. Tılsımlı kavgan ve pratiğin bana yapılmazı yapabilme gücü verdi. Artık sesli söyleyebiliyordum asıl işçi ezilen sınıf biziz, kadın sınıfıyız hem de sizin gibi varlık sebebimiz Kapitalizm’in emeğinin karşılığına verdiği ucuz ücret üzerinden tanımladığınız işçi sınıfı tanımı hiç değil. Baştan sona karşılıksız eğmeğin sınıfıyız biz kadınlar; Ev bakımı, çocuk bakımı ve yaşlı bakımını ücretsiz üsleniyor, ücretsiz duygusal emek veriyoruz. Kamusal ve özel alanda ve uzay çağında hala  “İşkencede göğüslerimi kestiler, ben haklı bir davanın militanı ve bir kadını olarak ah demeye utandım” manifeston.. Senin teslimiyete karşı Kürt Kadın Devrim Hareketi ile birlikte Gültan Kışanaklar ve nice kadın hevallerimiz ile sergilediğiniz direniş bize kadın temsiliyetinde “Mor Siyaset” günlerini getirdi. Şan olsun Kadın Kavgana binlerce kez, şan olsun Kadın Kavgamıza binlerce kez.. Şan olsun ölümsüzlüğe uğurladığımız kadın hevallerimizin mirasına, zindanda, dağlarda, kampüslerde, sokaklarda, sürgünde, meclislerde, belediyelerde, kamusal ve özel alanda Ateşle Dans eden yakasında mor gülü taşıyıp direnlere kadınlara..

Patriyarkal kapitalizme karşı en büyük silahı bilgi olan kadınlara şan olsun. 2019’da ilk defa Paris’te ‘vurulduğunuz’ yere gelmiştim Xire cani ağıtı ile.. Dilsiz bir acı, sessiz bir acıydı yaşadığım.. Seni andığımız güllerden alıp Rosa Luxemburg’un mezarına bırakmıştım. Zindanın ardında bıraktığım kadın devrimciler için. Unutursak Ruhumuz Kurusun Sara.. Işıklar içinde uyu, ışıklar içindesin yolunda binlerce feminist var.. Yolunda olmaya çalışacağız Sara...

Her şeye rağmen Ateşle Dans etmeye devam edeceğiz.. Senin kadar başarılı olamasak da.. Ateşin Kadınları dans edecek Munzur ve Dicle aktığı sürece bizim de esrik dansımızın feminist diyalektiği akmaya devam edecek. Sonsuz saygı ve sevgilerimizle...

Design by JoomlaSaver
Cookies make it easier for us to provide you with our services. With the usage of our services you permit us to use cookies.
Ok